Varia

Merhabâ hoş geldin ey rûh-ı revânım merhabâ. Seyyid Nesimi*

Esasında bu yazının başlığı “Figen’siz geçen yedi gün” olacaktı. Sonra karar değiştirdim ve Latince çeşitli anlamına gelen “Varia” kelimesini kullanmaya karar kıldım. Geçen hafta hanım ve oğlan İzmir’e gitmişler, evdeki nüfus yoğunluğu eşitliği bozulmuş, baskınlık karnivorlara geçmişti. Her ne kadar onları uğurlarken, kafamdan kendime belli bir çalışma planı çıkardıysam da evdeki hesap çarşıya uymadı. Vaktiyle muhtelif dergilere yollamış olduğum makalelere ard arda gelen hakem eleştirileri dikkatimi dağıttı. Bir yandan onlarla uğraşırken, diğer yandan günceme yazmamı gerektirecek bir takım hadiseler vuku buldu. Onların neler olduğunu bu yazıdan geriye doğru bir hafta gidecek olursanız anlayabilirsiniz. Hasılı yalnız geçirdiğim günler, hasret boyutunu gözardı edecek olursak esasında benim için de tatil gibi oldu. Uzun zamandır güncemi ihmal etmiştim, vesileler ile bir şeyler kaleme aldım.

Dün sevgili Ümüt Çınar la yaptığımız yazışmada kendisi bana şunları söylemişti; “Yazı yazmak -sigara- gibidir. Bırakmak istiyorsun bırakamıyorsun. Parmaklar yazdığı sürece bırakılamaz sanırım”. Yerden göğe haklı. Elbette olayın genetik boyutu da var. Bu özellik bana kuvvetle muhtemel babamdan ve rahmetli dedem Ali Haydar beyden intikal etmiş. Dedem, Arapça’dan Türkçe’ye çeşitli metinler tercüme ederdi. Hatta bir keresinde, henüz 6-7 yaşlarındaydım, bir ilmihalin1 tercümesini yapmış, bastırıp, ücretsiz olarak dağıtmıştı.  Mütedeyyin bir insandı. Bununla beraber hayatımda tanıdığım nadir demokrat kişiliklerden bir tanesiydi.

Dedem, Ali Haydar bey

Babam ise kendimi bildim bileli yazar. Genelde iki ajandası vardır. Bir tanesine günlük hadiseleri kaydeder, diğerine ise şiirler karalar. O da bu özelliğini sanırım merhum büyükbabam Ali İhsan beyden almış. Ne yazık ki büyükbabamı hiç tanıyamadım. Günümüzde genç sayılabilecek bir yaşta kalp krizinden vefat ettiğini biliyorum. Bir de babaannemle, birbirlerini çok büyük bir aşkla sevdiklerini. Çocukluğumda evimizde ondan kalan ve bizzat kullandığı Ece Ajandaları vardı. Koca koca, kara kapaklı. Aldığı bir not hala hafızamdadır. Vaveyla = Çığlık, haykırış. Bir keresinde kağıdı kaliteli diye o ajandalardan bir tanesinin sayfalarını yırtmış, tuluk2 için külah yapmıştım. Babam çıldırmıştı. 9-10 yaşlarında çocuğum.

Günlük tutmaya orta okula giderken başladım. Takip eden yıllarda fasılalarla da olsa hep yazdım. Yazmak güzel şey lakin edebi bir şeyler kaleme alabilmek hem yetenek hem de zaman istiyor. Figen’le geleceğe yönelik hayallerimizden bir tanesi, emeklilik sonrasında bir sahil kasabasına yerleşip “yazmak” gibi daha derin işlerle ilgilenmek. İnternet güncesi tutmak tuzu, baharatı eksik yemek yemeye benziyor. Neden bilmiyorum ama bir şeyler hep eksik kalıyor.

Geçen hafta kendi kendime yaptığım bir hatayı3 daha keşfettim. Mesleki bir hata, kusur. Bunu burada paylaşarak hem kendi vicdanımı rahatlatmak, hem de genç biyologlara seslenmek istiyorum. Lütfen bilimsel faaliyetleriniz esnasında “şüphe” duymaktan asla vazgeçmeyin. Gelelim hikayeye.

Stalagtia cinsi Dysderidae familyasının 24 cinsinden bir tanesi. Cinse ait 7 örümcek türü, Balkanlar, Yunanistan ve Türkiye’de dağılım gösteriyorlar. Bu 7 türden bir tanesi olan Stalagtia thaleriana ise 2006 senesinde Yunanistan’ın Girit adasından betimleniyor (yakın olduğum iki meslektaşım tarafından). Aradan yaklaşık iki yıl geçiyor. Ersen, 28 Kasım 2008 günü Yamanlar (İzmir)’dan toplamış olduğu bir kısım örümcek örneğini bana yolluyor. Gelen örnekler içerisinde bir tanesi var ki son derece ilginç. Bunun daha evvel Türkiye’den kaydı bulunmayan Stalagtia cinsine ait olduğunu, erkeğin palp yapısına bakarak anlıyorum. El altındaki literatürü inceleyince, -o an için- kısa zamanda neticeye ulaşıyor ve örneğin Stalagtia thaleriana olduğuna karar veriyorum. İşin kötü tarafı; türün betimlemesini yapan meslektaşıma örneğin palp fotoğraflarını yolluyorum ve o da teşhisimin doğruluğunu teyid ediyor.

Bunun üzerine “Türkiye örümcek faunası için yeni bir kayıt, Stalagtia thaleriana” başlıklı kısa bir faunistik makale kaleme alıyoruz. Makale 2009’un başlarında yayınlanıyor. Bizim makalemizin yayınlanmasından bir kaç ay sonra; “Acta Zoologica Bulgarica” dergisinde, Johan Van Keer ve Robert Bosmans imzalı, “On Some New Harpactea and Stalagtia Species from Lesbos, Greece (Araneae: Dysderidae)” başlıklı bir başka makale daha yayınlanıyor. Yazarların Midilli (Lesbos) adasından betimledikleri dysderid örümcekler arasında Dünya için yeni bir Stalagtia türü de mevcut. Adlandırmayı Stalagtia christoi olarak yapmışlar. Makaleyi şöyle bir inceliyor ve bir kenara kaldırıyorum. Esasında Stalagtia thaleriana ve Stalagtia christoi birbirlerine çok yakınlar, özellikle bizim İzmir’den Stalagtia thaleriana olarak kaydettiğimiz örneğin palp yapısı yeni betimlenene daha çok benziyor. O an önemsemiyorum.

Aradan aylar geçiyor. Bir gün İtalyan Dr. Fulvio Gasparo4, aramızda geçen bir yazışma esnasında beni dostça uyarıyor; “I found in the web your paper (in Turkish) on Stalagtia thaleriana. Maybe your male specimen actually belongs to S. christoi Van Keer & Bosmans, 2009 from the island Lesbos (opposite the Turkish coast, about 100 km away from your locality)”. Uyanıyorum! Koleksiyonumuzdaki tüm Stalagtia örneklerini elden geçirmeye başlıyorum. Netice itibariyle Dr. Gasparo’nun uyarısında haklı olduğunu görüyorum. İşin trajikomik yanı, ilgili makalemizin yayınlanmasından sonra toplanmış olsa da meğer koleksiyonumuzda gerçek Stalagtia thaleriana da varmış.

Stalagtia thaleriana

Stalagtia christoi

Yukarıda ki fotoğraflar adı geçen türlerin erkeklerine ait palpler (erkek üreme organı). Yuvarlak olan kısım bulb ya da tegulum adı ile anılır. Uzun ince olan kısım ise embolus adını alıp, çiftleşme esnasında dişiye sperm naklini sağlar. Şimdi lütfen her iki palpin yapısal özelliklerine dikkatle bakınız. Arada bariz farklılık göreceksiniz. Elbette her iki tür arasındaki farklılıklar sadece bunlardan ibaret değil ancak daha fazla ayrıntı vermenin gereksiz olduğuna inanıyorum. Şu andan sonra bize düşen, faunistik bir bilgi notu hazırlayıp bu verilerin yayınlanmasını sağlamak. Böylelikle hatamızı telafi edebiliriz düşüncesindeyim.

Kıssadan hisse;

  1. Nadir canlıların tür teşhisine karar vermeden evvel mutlaka ilgili türe ve hatta yakın türlere ait holotip5 ya da paratip6 örneklerini inceleyin.
  2. Bir meslektaşınıza teşhisi hususunda takıldığınız bir türe ait fotoğraf yollarken, temel taksonomik karakter özelliği gösteren yapıyı mutlaka çok farklı açılardan görüntüleyin.
  3. Şayet yayına yollayacağınız makaleyi Türkiye’de değerlendirecek (hakem) yetkin bilim adamı yoksa, makalenizi Türkçe yazmayın. Hele hele makaleniz Dünya’da üç-beş kişinin çalıştığı bir grup üzerineyse.
  4. Sizden daha deneyimli meslektaşlarınızdan gelen olumlu ve yapıcı eleştirilere anında tepki verin.
  5. “Şüphe” en yakın arkadaşınız olsun. Onsuz nefes bile almayın. Bununla beraber hata yapmaktan da asla korkmayın.

Bu arada geçen günlerde sürekli olarak Dost ve Deyzi’nin tacizine uğradım. Bilhassa Dost, can sıkıntısından olsa gerek sürekli odamda ve hatta tepemdeydi. Kar yağması onu çok memnun etti. Bol bol oynadık. Son yıllarda Ankara’ya fazla kar yağmıyor bu sebepten kar düştüğünde mümkün olduğunca yararlanmasını hem sağlıyor hem de istiyorum. Karla teması tüy kalitesini inanılmaz arttırıyor.

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=159yPsYVBZU[/youtube]

İki gün evvel akşam; gezdik, tam apartmanın kapısından gireceğiz bunlar birbirlerine girdiler. Daha doğrusu Dost, Deyzi’yi eline aldı. Acayip hırpaladı. Gerçi Allahtan kan falan akmadı ama Dost’u ilk kez böyle gördüm. Hatta merdivenlerden çıkarken de bir kaç kez diş gösterdi. Ne geçti aralarında doğrusu öğrenebilmeyi çok isterdim. Dün de ikisi bir olup Cipsi’ye taarruz ettiler. Dost kıstırmıştı, Deyzi de saldırıyordu. İçeride yer yerinden oynuyor. Hırlamalar, mırlamalar, paldırtı, küldürtü. Koştum hemen. Cipsi’nin çiş-kaka kabının tüm içeriği yere saçılmış; yeni aldığım üç kiloluk mama da dökülüp, kumlara karışmış. İçeri girdiğimde Cipsi’nin kafası, Deyzi’nin ağzındaydı. Ben bile üzüldüm Cipsi’nin o haline. Neticede, Cipsi domuz gibi (burnun yanı azıcık kanamış); kızlarsa yedikleri dayak ve azarla kaldılar. Ha olan etrafı temizlemek zorunda kalan bana oldu.

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=m6vhnXNw-2M[/youtube]

Çok uzadı, di mi? Artık yeter. Gel Figen’im.

1 İlmihal: Temel dini bilgileri içeren kitapçık.
2
Tuluk: Alanya’da, bir elektrik borusunun içine kağıttan külah sokulup, bunun üflenerek fırlatılmasıyla oynanan oyuna verilen isim.
3
Hata: İstemeyerek ve bilmeyerek yapılan yanlış, kusur, yanılma, yanılgı (Güncel Türkçe Sözlük)
4
Dr. Fulvio Gasparo: İtalyan jeolog. Kendi ifadesiyle, hobi olarak Dysderid örümcekler (ağırlıkla) üzerine çalışıyor. Muhteşem bir insan. Çok iyi bir Dysderidae uzmanı.
5
Holotip: Yazar tarafından yeni bir tür olarak kabul edilen ve buna dayanılarak orjinal betimlemesi yapılmış örneğe verilen isimdir. Holotip, tek bir örnektir ve sadece orjinal betimleme yoluyla yaratılabilir.
6
Paratip: Yeni bir tür olarak kabul edilen ve içlerinden bir tanesinin Holotip olarak ayrılmasından sonra geriye kalan örnek (lere) verilen isimdir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir