15 Nisan 2008 , 06:54 · Kategori: Doğa Koruma, Figen'e Mektuplar

Çocukluğum Alanya’nın Turunç, Limon ve Portakal ağaçlarıyla bezeli bahçelerinde, sokaklarında, caddelerinde geçti. Akşam olunca kapatırdık dükkanımızı babamla beraber. Atlayıp mobilete önce bir iskele turu yapar, ardından Atatürk caddesine çıkardık. Çoğu zaman genzimi yakardı şehri süsleyen turunç, limon, portakal çiçeklerinin kokusu. Hele yaz akşamları, Hasbahçe’den inen serin hava beraberinde yasemin kokularını sürüklerdi. Caddenin sonu evimizdi; annem karşılardı bizi. Alanya gibiydi annem. Sıcak, kuşatıcı, turunç kokulu. Annem gibiydi Alanya; rayihası binbir çiçek özünden.
Yazının devamı »
15 Mart 2008 , 09:54 · Kategori: Figen'e Mektuplar
Şiir Gibidir Alanya
Yeni Alanya Gazetesi‘nin bugünkü sayısında Nermin Adalı’nın yazısını okudum az evvel. Ben hayal meyal hatırlarım Nermin Hanımı. Önceleri İskele caddesindeydi dükkanı. Sonraları Damlataşa taşındı zannedersem. Yazısının sonuna bir şiir eklemiş. Bir Alanya şiiri. Çok hoşuma gitti, duygulandım. Yüzlerce kilometre öteden bir anda nergis, zinbit, yasemen kokuları doluştu odama. Alanya düştü hatırıma. Ağladım…
Yazının devamı »
11 Mart 2008 , 04:02 · Kategori: Figen'e Mektuplar

Güneş, ağır ağır yol alıyor istirahatgâhina doğru, terk ediyor Alanya’yı. Gavur limanındayım. Balık tutuyorum güya. Kovam boş.
Dostluğumuz eskilere dayanır Gavur limanıyla. Küçük bir çocukken, çoğu zaman evden kaçıp, çam kabuğundan yonttuğum sandalları onun berrak sularında yüzdürürdüm.
Çok sürmezdi denizler kurdu Kadir reisin hakimiyeti. Çabucak geçiverdi zaman. Hava kararır, anacığımın kucağı çağırırdı beni. Yol görünürdü eve.
Aradan yıllar geçti. Geçen her yıl denize olan sevdamı kat ve kat arttırdı. Öyle ki zaman içinde denize ait olan her şeyi sevdim. Ama en çok balıkları ve yürek şeklindeki deniz kabuklarını. Deniz balıkların gözyaşıydı zira. Kabuklar ise ölen denizcilerin yürekleri.
Yine karardı hava. Bir tanecik balık yakaladım. Oda minicik bir şeydi. Serbest bıraktım.
3 Mart 2008 , 03:50 · Kategori: Hezeyanlar
İyiden iyiye çocuklaştım.
Her şey keyif veriyor bana.
Ve her şey, olabildiğince geçmişe götürüyor beni.
Az önce kütükler ve tahta parçaları yüzüyordu satıhta. Yani, yalloslar.
Yazının devamı »
13 Ocak 2008 , 12:08 · Kategori: Hezeyanlar

Yazının devamı »
7 Ocak 2008 , 20:08 · Kategori: Hezeyanlar
Savaş Kunt’un “Geçmişe Özlem-1″ Şiiri…
Bir Pars derisi asılıydı Yaylalının dükkânında.
Av malzemesi satılırdı orada
olta iğnesi satın alırdı küçük çocuklar…
Yıllar sonrası ilk avukatlık bürosu olmuştu o dükkân,
Ispaaların Hasanın.
Oturuyordu Melek Hoca şalvarını yayarak Kuyular Önünde…
Sakızlı dondurma dövülüyordu Mavi Köşede…
Arap kadayıfı yapıyordu Kuş kardeşler Karantina sokakta…
Tekaüdün Mahmut boru büküyordu…
Deri sırım kesiyordu Bozkırlı köşede…
Gizli gizli cıgara içiyordu Musta Efendinin Yusuf,
babasına saygısından…
Yazının devamı »
« Önceki Yazılar