Sulak Alanlar

Sulak Alanlar

Sulak alanlar; sazlıklar, lagünler, tabii göller, yapay göller olmak üzere dört guruba ayrılırlar. Sahip olduğu biyolojik çeşitlilik nedeniyle dünyanın doğal zenginlik müzeleri olarak kabul edilen sulak alanlar; doğal işlevleri ve ekonomik değerleriyle yeryüzünün en önemli ekosistemleridir. Sulak alanlar, yeraltı sularını besleyerek veya boşaltarak, taban suyunu dengeleyerek, sel sularını depolayarak, taşkınları kontrol ederek, kıyılarda deniz suyunun girişini önleyerek bölgenin su rejimini düzenlerler. Bulundukları yörede nem oranını yükselterek, başta yağış ve sıcaklık olmak üzere yerel iklim elemanları üzerinde olumlu etki yaparlar. Tortu ve zehirli maddeleri alıkoyarak ya da besin maddelerini (azot, fosfor gibi) kullanarak suyu temizlerler. Tropikal ormanlarla birlikte yeryüzünün en fazla biyolojik üretim yapan ekosistemleridir. Başta balıklar ve su kuşları olmak üzere gerek ekolojik değeri, gerekse ticari değeri yüksek, zengin bitki ve hayvan çeşitliliği ile birçok türün yaşamasına olanak sağlarlar. Yüksek bir ekonomik değere sahiptirler. Balıkçılık, tarım ve hayvancılık, saz üretimi, turizm olanaklarıyla bölge ve ülke ekonomisine önemli katkı sağlarlar.

Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasındaki geçiş noktası üzerinde bulunması, 3 tarafının farklı ekolojik karakterdeki denizlerle çevrili oluşu, deniz seviyesinden 5.000 metreyi aşan yükseklik farklılıkları ve bu özellikleri neticesinde ortaya çıkan iklim çeşitliliği, Türkiye’yi sulak alanlar bakımından bulunduğu coğrafyanın en önemli ülkelerinden biri yapmıştır.
Sulak alanlarda depolu karbon miktarı yaklaşık olarak atmosferik karbon miktarına eşittir (753 Gt). Sulak alanlara, alan dışından da karbon akışı olabilmektedir. Toprak, tarım artıkları, odun parçaları ve yaprak gibi materyallerin sürüklenerek bu tip alanlarda birikip çökelmesi ile karbon birikimi gerçekleşebilir. Sulak alanlarda en fazla karbon sazlık alanlarda bulunmaktadır. Bu alanlarda bakteri faaliyetleri nedeniyle oksidasyon sonucu karbon atmosfere salınabilir.
Sulak alanlar aynı zamanda önemli miktarda metan gazı üretmektedir. Küresel düzeydeki toplam metan emisyonlarının %15-22’sinin bu alanlardan kaynaklandığı tahmin edilmektedir.

Türkiye’de Ramsar Sözleşmesi Kriterlerine uyan 200 adet sulak alan tesbit edilmiştir. Bunlardan 9 tanesi halen Ramsar Alanı olarak belirlenmiş diğerleri ise potansiyel Ramsar Alanı olarak tespit edilmiştir.

Sazlık alanlar ve lagünler son derece kırılgan ekosistemlerdir. İyi yönetildiğinde karbon tutma kapasitesi açısından büyük potansiyeller oluştururken, kötü yönetilmesi durumunda sera gazı üretimi ve doğal yaşam açısından önemi riskler oluşturmaktadır. Bu alanların hem alansal olarak hem de biyolojik olarak korunması gerekmektedir. Türkiye’de bulunan sazlık ve lagünler, kirlenme, aşırı su kullanımlarından dolayı kuraklık riskleri altında bulunmaktadır. Geçmiş yıllarda tarım alanlarını genişletmek adına yapılan drenaj ve kurutma faaliyetleri sonucu önemli ölçülerde sulak alanlar kaybedilmiştir.
Türkiye’de son 40 yıl içerisinde yaklaşık 1,3 bin ha sulak alan; kurutma, doldurma ve su sistemlerine müdahaleler nedeniyle ekolojik ve ekonomik özelliğini yitirmiştir. Türkiye’deki toplam sulak alanların 2,5 milyon ha olduğu düşünüldüğünde, son 40 yılda sulak alanların yarısı kaybedilmiştir.

Kaybedilen sulak alanlar: Amik Gölü, Avlan Gölü, Kestel, Gavur, Yarma, Aynaz, Hotamış, Eşmekaya sazlıkları.

Giderek kuruyan ve kirlenen sulak alanlar: Beyşehir Gölü, Tuz Gölü, Akşehir-Eber Gölleri, Ereğli Sazlıkları, Bafa Gölü, Kulu Gölü, Sultansazlığı.

Türkiye’de bir çok tabii göl de risk altında bulunmaktadır. Beyşehir gölü gibi özellikle İçanadolu Bölgesinde bulunan bir çok göl yağışların yetersiz oluşu yanında tarımsal sulamalarda aşırı su kullanımı nedeni ile risk altındadır.

Beyşehir Gölü

Yapay göllerin yapımına ise hızla devam edilmektedir. DSİ ve diğer kuruluşlarca 1990 yılından sonra işletmeye açılan baraj ve göletlerden dolayı yaklaşık 250.000 ha arazi karasal alandan su yüzeyine dönüşmüştür.
Tabii göller ve yapay göller küresel ısınma üzerine çok yönlü olarak etki etmektedirler:

• Su kütleleri geç ısınıp geç soğuma özellikleri nedeni ile çevrelerinde atmosferin ısısına doğrudan etki etmektedirler. Bu özellikleri nedeni ile işletmeye açılan yapay göller ve kuruma riski ile karşı karşıya olan göller çevrelerinde önemli derecelerde ısı değişikliğine neden olmaktadırlar. Özellikle Keban, Karakaya, Atatürk Barajı gibi büyük barajlar bu etki nedeni ile bulundukları coğrafyanın iklimi değiştirmişlerdir. Bu değişikliğin olumlu etkileri yanında olumsuz etkileri de gözlenmektedir. Söz konusu alanlarda meydana gelen küresel ısınmanin izlenmesi konusunda yeterli düzeyde araştırmalara rastlanmamıştır. Özellikle Fırat Havzası üzerinde küresel ısınmanin izlenmesi konusunda daha fazla araştırmalara gereksinim duyulmaktadır.
• Su yüzeyleri buharlaşmaya neden olmaktadırlar. Su buharı atmosferde sera gazı etkisi yaratmaktadır.
• Su kütlelerinin karbon tutma kapasiteleri yüksektir. Bununla beraber suda yaşayan bitkiler de önemli karbon havuzlarıdır.

Türkiye’deki sulak alanlara ilişkin temel sorunlar başlıklar halinde sıralanırsa;

•Su rejimine yapılan müdahaleler: 1994 yılında Türkiye’nin Ramsar Sözleşmesine taraf olmasıyla sulak alan kurutma politikaları terkedilmiştir. Ancak sulak alandan aşırı miktarda su alınması, sistemi besleyen akarsuların barajlarda tutulması veya yönlerinin değiştirilmesi ya da yer altı sularının aşırı kullanımı gibi nedenlerle hala büyük boyutlarda sulak alan kayıpları yaşanmaktadır.
• Su kalitesinin bozulması: Sulak alan ekosistemleri bulundukları havzanın en çukur yerinde ya da en alt noktasında oluşmuşlardır. Bu yüzden havzadaki tarım alanlarının drenaj suları, yerleşim alanları ve sanayi tesislerinin atık sularının hemen tamamı nihayetinde sulak alanlara ulaşmaktadır.
• Habitat tahribi: Alt yapı ve turizm yatırımları, sulak alanlardan ve bunları besleyen akarsu yataklarından kum ve çakıl alınması, kontrolsüz saz kesimi, saz yakılması, aşırı otlatma vb. nedenlerle habitat bozulmaları ve kayıpları yaşanmaktadır.
• Doğal sulak alanlara yabancı türlerin atılması.
• Sulak alanların yönetimine ilişkin sorunlar.

Türkiye’de özellikle son 10-15 yıl içerisinde sulak alanların korunması konusunda önemli adımlar atılmıştır. Ancak sulak alanların, korunması, geliştirilmesi ve akılcı kullanımın sağlanması için uyumlu sektörel politikalar, güçlü yasal düzenlemeler ve etkili denetim mekanizmalarına ihtiyaç bulunmaktadır.

Kaynak: Küresel ısınmanın etkileri ve Su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi konusunda kurulan (10/1,4,5,7,9,10,11,13,14,15,16,17) Esas numaralı Meclis araştırması komisyonu  raporu (Nisan, 2008).

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir