Türkiye Cumhuriyeti Sosyal Bir Devlet mi?

Bir insan bencileyin çocukluk ve gençliğinin önemli bir kısmını Bursa ve Alanya gibi, iki büyük imparatorluğa başkentlik etmiş şehirlerde geçirecek olursa; han, hamam ve kervansaray tarzı yapıların toplumsal anlamını sindire sindire büyür, yetişir.

Alanya Lisesinde, ortaokul tahsilimi yaparken; Tarih derslerimize Ali Rıza Gönüllü hocamız girerdi. Allah selâmet versin, kendisini saygı ve hürmetle anıyorum. Hoca o yıllarda yüksek lisans yapmaktaydı. Sonrasında takip ettiğim kadarıyla bilhassa Alanya Tarihi üzerine çok değerli bilimsel çalışmalara, tez ve makalelere imza attı. Bir dersinde Ali Rıza Gönüllü hoca; Selçuklu  İmparatorluğunun Sosyal Devlet olduğunu, buna ispat arayacak olursak etrafımızdaki Selçuklu döneminden kalma kervansaray, han, hamam ve yollara bakmamız gerektiğini söylemişti. Selçuklu döneminde Alanya’dan yola çıkan bir yolcu, barınma, yemek ve sağlık hizmetlerinin tamamını devlet imkanlarından ücretsiz tedarik edip, imparatorluğun en uzak köşesine seyahat edebilmekteydi.

İşte benim çocuk hafızamda yer eden Sosyal Devlet anlayışı buydu. Hoş şimdilerde kitaplarda yazıldığı kadarıyla da Sosyal Devlet, Ali Rıza hocanın anlattıklarıyla uyum gösteriyor. Örneğin Prof. Dr. Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku adlı kitabında Sosyal Devlet’i şu şekilde tanımlıyor: “Devletin sosyal barışı ve sosyal adaleti sağlamak amacıyla sosyal ve ekonomik hayata aktif müdahalesini gerekli ve meşru gören bir anlayıştır”.

Sosyal Devlet anlayışı Türk anayasa hukukuna 1961 Anayasası ile birlikte Cumhuriyetin Nitelikleri başlığı altında sayılan temel bir unsur olarak giriyor.
Madde 2. Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
Aynı nitelik 1982 Anayasası’nda da yer buluyor.
Madde 2. Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Hukukçu olmasam da, vaktiyle hukukçu babasının kütüphanesinde duran şirazesi bozulmuş tüm hukuk kitaplarını hatim etmiş birisi olarak kafam şu kadarına basıyor; Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir ve bu durum anayasanın güvencesi altındadır. Yani devlet sosyal barışı ve adaleti sağlamak amacıyla, sosyal ve ekonomik hayata aktif olarak müdahale edecek. Bunu yapmazsa anayasaya aykırı davranmış olacak.

Peki durum gerçekten böyle mi? Kesinlikle hayır! Türkiye Cumhuriyetinin sosyal devlet olduğu  anayasal bir palavradır. Bu sav ve inancımı dün bir kez daha acı bir şekilde tecrübe ettim.

Hanımla bir, bizim oğlanı elinden tutup liseye kayda götürdük. Ön kayıt zaten yapılmıştı. Kesin kayıt için  de gelirken iki top A4 kağıdı, bir düzine zarf, 15 YTL lik posta pulu ve daha ufak tefek bir kaç şey istemişlerdi. Onları zaten almıştık. Sonra dediler yan odadan zarf alacaksınız.

Yan oda dedikleri okul aile birliği. Hanım girdi. Dediler 500 YTL bağış. Ay sonu nasıl verelim? Müdür bey ortalarda dolanıyor. Bizzat şahidim. Hanım veremeyiz deyince, müdür bey sordu; Ne kadar verebilirsiniz? “50 YTL.” Müdür bey beğenmedi meblağı. Suratı asıldı. Kavga, dövüş 50 YTL verip kaydı tamamlayabildik.

Anayasa uygulayıcıları desinler; Sosyal Devlet diye. Milli Eğitim desin, bağış adı altında kayıt parası alınmayacak diye. Haydi canım sende. Yalan bunların hepsi, külliyen yalan.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir