Manavgat'ı Kim Yaktı?

Dünya’da ya da uhrada, bir kişi yakama yapışıp sorarsa ; “bir hayırlı şey söyle ulan hayatın boyunca yapabildiğin?” diye. Göğsümü gere gere veririm cevabını bu sorunun.

“Ben bir orman yangınını söndürdüm.”

2002’nin yazında, Kızılcahamam Soğuksu Milli Parkında yıldırım düşmesi neticesinde çıkan orman yangınını, büyümeden, Mehmet isimli bir orman kesim işçisi ile birlikte söndürmüştük. Hoş o olmasaydı, ben o gün, oracıkta ölürdüm ve iddaa ediyorum milli park kül olurdu. Balıklamasına dalmıştım alevlerin içerisine. Orman yanıyordu. Bir şeyler yapmak lazımdı.

Mehmet; “Dur hoca, dur…” demişti. O öyle olmaz. Ne yapıyorsun sen?

Elimdeki baltayı alıp, yangın hattının dışındaki yaprak döküntülerini temizlemişti. “Böyle yapacaksın, böyle yapacaksın” diye diye. Mehmet’in o gün ayağındaki naylon çizme sıcaktan dolayı erimiş, etine yapışmıştı. Sağlam çocuktu. Gık etmemişti. Yaklaşık bir saatin sonunda, büyümekte olan yangını kısmen kontrol altına alabilmiştik. Şansımıza yağmur da başlamıştı. Lakin kozalaklar hala infilak edip duruyordu, acilen soğutulması lazımdı bölgenin. Telefon yok, Mehmet’i yardım istemesi için yollamıştım.

Yardım gelmişti. Yaklaşık iki saatcik sonra. Bu olay başkente 45 dakika uzaklıktaki Kızılcahamam Soğuksu Milli Parkında cereyan etmişti. Patalya otel kuş uçuşu 10 dakikalık mesafedeydi.

Vakıadan bir kaç gün sonra, Mehmedi yanmış ayağıyla aksaya aksaya, ormandan kesip yol kenarına yığdıkları kerestelerin kaç metreküp (onlar zannedersem sitel diyorlardı ya da buna benzer bir başka şey) olduklarını hesaplamaya gelen orman muhafaza memurlarına tavuk servisi yaparken görmüştüm. Bu işin adabı buymuş. Ölçüme gelenlere ikramda bulunulurmuş. Mehmedin 80’lik anası da, beyefendilere sıcak bazlama pişiriyordu, yerlerde sürüne sürüne (çok ağır eklem romatizması vardı kadıncağızın. Bazen usulcana peşime takılıp, yalvaran gözlerle bakar suratıma, eklerdi ardından; “Kadir’im hap var mı? Hap”).

İşte bu yüzdendir ne vakit bir arazi çalışmasında; bir orman mühendisi ya da orman muhafaza memuru yanıma sokulup; “İzniniz var mı?” dediğinde çıldırmam. Onları Alanya’da, Taşatan yaylasında, Hasan ağabeyin alabalık çiftliğinde yayılmış, boş bira şişelerine, beylik tabancalarıyla orman içinde ateş ederken gördüğümde, delirmem.

Neyse… Tüm ülkenin malûmu, geçenlerde yandı Manavgat. Bir hafta sürdü yangın. İnsanlar öldü. Ağaçlar, evler, davarlar, kelerler, çeyizler yandı. Yangın boyunca canlı yayın araçları kamp kurdular bölgeye. Başbakan, bakanlar kurulu akın etti. Sayın Baykal, şöyle bir görünüp kayboldu. Kendisi Kırklareli milletvekili olduğu için seçim bölgesine dönmesi gerekiyordu. Elbette o günlerde sayın Baykal’ın sağlık sorunları da vardı, bu yüzden komşu il Burdur’un CHP milletvekilleri olan sayın Hüsnü Çöllü, Atila Emek, Osman Kaptan ve Tayfur Süner beyefendilere de, olayın üzerine gitmeleri için ricada bulunamadı. Unuttu! (Bir Antalya’lı olarak, yukarıda adı geçen CHP Antalya milletvekillerinin bırakın Cumhuriyet, Türk tarihinin en büyük felaketlerinden birisi olan bu yangın sonrasında, olay mahalline demir atmalarını beklerdim)

Hatta bu toprakların sadece ak süt emmiş evlatları; Hanlar hanı I. Alaeddin Keykubad hanı, Abdal Musa Sultanı, Kaygusuz Abdalı ve dahi Pergamon Kralı II. Attalos’u gördüler göz yaşları içerisinde olup biteni izlerlerken Taşağıl ve çevresinde. Onları teskin ediyordu Tatar Atmacalı; “Üzülmeyin, yine dikeriz. Bakın şu köşeye yemiş ağaçları ne de güzel yakışır” diyordu. “Siz ağlamayın, ağlamayın siz…” Güçlükle gizliyordu hıçkırıklarını.

Yangın bir şekilde söndü. Ormanın zemini gibi, olay da küllenmeye başladı. Önce saygıdeğer basınımız terk etti Manavgat’ı, ardından devlet erkânı. Yörenin en az Korkut Ata kadar Türk olan sakinleri 1000 yıllık kaderlerine terk edildiler genel anlamda. Bu kader, ay ışığında yıkanan peri kızlarına sevdalı atalarının güzellik ve saflığını yüreğinde barındıran her Türk’ün ortak kaderiydi; adı yalnızlık olan.

Dün Yeni Alanya gazetesinde bir haber gördüm, buyrun okuyun.

ANTALYA’NIN Manavgat ilçesinde çıkan orman yangınının, TEDAŞ’a ait enerji nakil hatlarındaki elektrik tellerinden kaynaklandığı tespit edildi. Taşağıl beldesi Karabük köyü yakınlarında 31 Temmuzda başlayan ve 6 günde kontrol altına alınan orman yangınının çıkış nedeninin belirlenmesi amacıyla TEDAŞ, Manavgat Sulh Hukuk Hakimliğine başvurarak bilirkişi tespiti istedi. Manavgat Sulh Hukuk Hakimliği, Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Antalya Şubesinden bilirkişi talebinde bulundu. Bunun üzerine, Coşkun Görgülü ile Akdeniz Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mehmet Cem Şengöz bilirkişi olarak atandı.
Bilirkişiler tarafından hazırlanan ve Manavgat Sulh Hukuk Hakimliğine sunulan 56 sayfalık raporda TEDAŞ’a ait enerji nakil hatlarının fotoğrafları, Orman İşletme Müdürlüğü ile TEDAŞ’a bağlı Akdeniz Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (AKEDAŞ) Serik İşletme Müdürlüğündeki günlük çalışma raporları da eklendi.
Raporda, ”Manavgat’ın Taşağıl beldesine bağlı Karabük köyünde çıkan orman yangınının TEDAŞ’a ait elektrik tellerinden çıkan kıvılcımlardan kaynaklandığı belirlendi” ifadelerine yer verildi. Raporun sonuç bölümünde şunlar kaydedildi:
”Yapılan fotoğraflamalar ile Meryem Ünal ailesine ait evin önünde bulunan 3 ağaç direğin taşıdığı alçak gerilim hattının 5 ve 6 numaralı direkler arasındaki iki adet ‘Rose iletken’de 49 adet ark noktası sayılmıştır. Bu arkların tamamının yeni olduğu düşünülmüştür. Eğer eski olsa idi is izleri hava şartlarıyla silinmiş olacaktı. Bu iletkenlerde yine makro çekim tekniği ile yapılan fotoğraflamada ark etkisi olan iletken bölümlerinde ergime neticesinde oluşan tomurcuklanma ve belirgin bir şekilde malzeme kaybı tespit edilmiştir.” Raporda, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünden alınan verilere göre, 31.07.2008 tarihinde bölgede ”Sert rüzgar” ile orman yangınlarının büyümesini tehlikeli bir şekilde hızlandıracak oldukça düşük bir ”nispi nem oranı”nın var olduğuna dikkat çekildi. Bilirkişi raporunda, şu görüşlere yer verildi:
”Görgü tanıklarının ve AKEDAŞ Serik İşletme Şefliği elemanlarının ifadesinde Meryem Ünal ailesinin evinin önünde bulunan 3 adet ağaç direkte alçak gerilim hatlarında sehim (sarkma) vardır. Sehim yapmış alçak gerilim hatları rüzgarın etkisiyle birbirlerine 49 farklı noktada değerek arklar meydana getirmiştir. Arkların etkisiyle meydana gelen kıvılcımlar ve bu noktada kopan ergime derecesindeki (660 derece) alüminyum iletken parçaları rüzgarın da etkisiyle tarlanın 12,3 metre ile 21,75 metre mesafe arasındaki bölgelere savrulmuştur. Savrulan bu ergime sıcaklığındaki parçalar anızlı tarlanın muhtelif bölgelerinde anızların yanmasına neden olmuştur. 31.07.2008 tarihinde Manavgat ilçesi Taşağıl beldesi, Karabük köyü Pelitini mevkisinde çıkan ve ülkemizi derinden etkileyen orman yangınına AKEDAŞ-Serik İşletmesine ait havai hat iletkenlerinin birbirine çarparak arklar yaratması ve bu arklar neticesinde kıvılcımlarla kopan ergime derecesindeki parçaların anızlı tarlaya düşerek, yangın çıkarması, burada başlayan yangının da rüzgarın etkisiyle kısa süre ormana sirayet etmesine neden olmuştur.” Kaynak…

Eeee. Güler misin? Ağlar mısın? Delirir misin? Çıldırır mısın?

Bu arada Antalya Valisi sayın Alâaddin Yüksel geçenlerde kamuoyuna saygı ile duyurmuştu; “Bağrımızı dağlayan, yüreğimizi yakan Antalya yangınları sonrasında hiçbir vatandaşımızın gözünde bir damla yaş bırakmayacağız ve acıları paylaşarak bu zor günleri el ele, gönül gönüle buluşarak aşacağız” diye. Bu karar sonrasında sayın valinin tutumu ne olacak? Bir Antalya’lı olarak merakla bekliyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir