Macarlı Miralay Dr. Abdullah Bey

Macarlı Miralay Dr. Abdullah Bey

Tıp, Zooloji ve Jeoloji tarihimizde Macarlı Miralay Dr. Abdullah Bey olarak tanınan Karl Eduard Hammerschmidt 1800 yılında Viyana’da doğmuştur. Habsburg’da, maliye vekaletinde sivil bir memur olan babası Anton Hammerschmidt Transilvanya (Macaristan) doğumludur.
Dr. Abdullah Bey 20′li yaşların sonunda Viyana üniversitesinde Felsefe tahsili yapmış, ardından tıbba ve doğa bilimlerine merak sarmış ve nihayet 1837 yılında tıp doktoru olmuştur. O yıllarda yine Viyana üniversitesinde hem zooloji okutmanı, hem de cerrah olarak çalışan Dr. Abdullah Bey, 1847-1848 arasında Dişhekimi Dr. J. Weigner ile “Eter Anestezisi” üzerine çalışmıştır.

Doğa bilimlerinden, entomoloji (böcek bilim) alanında daha o yıllarda büyük bir ün kazanan Dr. Abdullah Bey, dönemin önemli bilimsel dergilerinden biri olan “Gazette Agronomique” te yazarlık yapmıştır. Entomolojideki uzmanlık alanı, böceklerin metamorfozu (başkalaşım) üzerineydi. 1830-1832 yıllarında Breslav ve Viyana’da 1000′den fazla böceği sergilemiş ve bu girişimiyle Breslav Leopaldina-Carolina İmparatorluk Akademisi tarafından taltif edilmişti. Bu koleksiyon, o devirde, Dünya’da bulunan her sınıftaki böceklerin metamorfozunu gösteren en büyük koleksiyondu.
Bu arada hemen belirtmeliyiz ki; 18. yüzyılda böceklerin metamorfozu alanında Fransız René Antoine Ferchaul de Réaumur (1683-1757) ve Alman August Johann Rösel von Rosenhof (1705-1759) en ünlü iki araştırmacıydı.
Dr. Abdullah Bey böcek metamorfozuyla uğraşırken, bir yandan da böcek parazitolojisi alanında bilimsel makalelere imza attı ve yeni parazit türleri tanımladı. Aşağıdaki resimde Dr. Abdullah Bey tarafından 1838′de Oxyuris diesingi Hammerschmidth, 1838 adıyla tanımlanan ve günümüzde  (Hammerschmidth, 1838) olarak bilinen, hamam böceklerinin arka bağırsaklarında yaşayan bir nematod (yuvarlak solucan) türünü göreceksiniz.

Oxyuris diesingi

6 Ekim 1848 Dr. Abdullah Beyin hayatında önemli bir dönüm noktasıdır. Onu, o gün meşhur “Viyana Ayaklanması” nın başrol oyuncuları arasında görmekteyiz. 31 Ekimde Viyana ayaklanması kanlı bir şekilde bastırılınca, Polonyalı Józef Bem ve bazı arkadaşlarıyla birlikte, Viyana’ya yaklaşan Macar ordusuna sığınarak hayatını kurtarmıştır. Bem’e Transilvanya’nın savunması verilince, onunla beraber kalmış ve burada birçok askeri başarılar elde etmişlerdir. Ancak bir süre sonra Rusların, Avusturyalıların yardımına yetişmesiyle talihleri ters döndü ve yenildiler. Temmuz sonunda orduları yok oldu ve 9 Ağustosta Bem yaralandı. Macarların kitleler halinde öldürülmesi ve korkunç işkenceler dönemi başladı. Diğer ülkelere iltica etmek isteyenleri, hükümetler Rus ve Avusturya’dan korktukları için reddettiler. Macarlar son olarak Türklerden yardım istediler. Bu olayın neticesini, merhum hocamız Prof. Dr. Ekrem Kadri Unat aynen şu cümlelerle dile getirir; “Bab-ı Ali, Türk ulusuna layık bir mertlikle sığınacak mültecileri geri vermeyeceğini bildirdi. Mülteciler böylece canlarını kurtardılar…”
Macar mültecilerden bazıları İslam dinini kabul ettiler. General Józef Bem, “Murat (Paşa)” adını aldı. Murat Paşa Halep valiliğine tayin edildi ve 1850′de orada öldü. Kemikleri 1929′da Halep’ten, Polonya’ya götürüldü ve doğum yeri olan Tarnów’da adına yaptırılan anıt mezara gömüldü.

O yıllarda Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane’de (1909 yılında, askeri ve sivil tıbbiyeler Haydarpaşa’daki tıbbiye binasında birleştirilerek “Haydarpaşa Tıp Fakültesi” adını alır) İlmi Hayvanat (Zooloji) ve İlmi Nebatat (Botanik) dersleri okutulmaktaydı. Zooloji ve Fizyoloji derslerini Dr. Stefanos Karateodori, Botanik dersini ise Dr. Salih Efendi vermekteydi. Ancak 1848′de Dr. Salih Efendi mektep nazırı olunca, mektep içerisinde bir takım yeniliklere girişmiş ve bu süreçte Botanik derslerine de Dr. Stefanos Karateodori girmeye başlamıştır. Dr. Abdullah Bey İstanbul’a gelince Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane’ye atanmış, fakat Avusturya sefaretinden gelen yoğun baskılar nedeniyle, bu kez Şam’daki bir askeri hastaneye Miralay rütbesiyle tayin edilmiştir. İşte Müslüman olup, Abdullah ismini alması bu döneme denk gelmektedir. 1855′te Kırım savaşının bitmesine doğru İstanbul’a çağrılmış önce Gülhane, ardından da Haydarpaşa hastanelerinde çalışmıştır. 1862′de Tıbbiye’de İlmülarz vel maadin (Jeoloji ve Mineraloji) derslerine girmiş ve ülkemizde jeoloji öğretiminin öncüsü olmuştur. Bu ders sonraları, asistanı İbrahim Lütfi Bey tarafından daha da geliştirilmiş ve böylelikle Dr. Abdullah Bey’den sonra, jeoloji öğretiminde süreklilik sağlanmıştır.
Ülkemizin bilim tarihi incelendiğinde Dr. Abdullah Beyin jeoloji, paleontoloji ve entomolojinin kurucusu olduğu anlaşılır. Bahsi geçen bilim dallarında çok kıymetli koleksiyonlar hazırlamıştır. Kendisine ait olan 1200 kadar fosil ve taş koleksiyonunu Paris Doğa Tarihi müzesine hediye etmiştir. Dr. Abdullah Beyin İstanbul civarından toplayıp, Paris Doğa Tarihi müzesine hediye ettiği bu koleksiyondaki fosiller, o yıllarda Paris’te olan ve İstanbul’un jeolojisi ve fosilleri üzerinde çalışan ünlü Rus jeolog Platon de Tchihatcheff’in dikkatini çekmiş ve bunları tayin etmesi için paleontoloji uzmanı De Verneuil’e vermiş, o da bunları Tchihatcheff’in getirdikleri ile birlikte inceleyerek tür tayinlerini yapmıştır.
Bu çalışma, Platon de Tchihatcheff’in “Paleontologe” adlı eserinin sonunda ek olarak yayınlanmıştır. De Verneuil, bu çalışmasında, Platon de Tchihatcheff’in getirdiği 49 ve Dr. Abdullah Bey’in getirdiği 51 fosilin tayinini yapmış ve fosiller arasında yeni türler tanımlayarak yayınlamıştır. Bu yeni tür trilobitlerden bir tanesini de Cryphaeus abdullahi olarak tanımlar. Paris Uluslararası Sergisinde kendisine jüri tarafından altın madalya verilmesine sebep olan değerli böcek koleksiyonuysa, birçok yazılarıyla beraber, 1867′de Innsbruck’ta doğa bilimleri kongresindeyken çıkan bir yangında yok olmuştur.
Aldığı en önemli görevlerden bir tanesi de şüphesiz, 1870 senesinde Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane bünyesinde bir “Doğa Tarihi Müzesi” kurmaya memur edilmesidir. Bu fikrin henüz tasarı aşamasında olduğu 1867′de, Dr. Abdullah bey, Fransız Jeoloji Derneği’nde yaptığı bir konuşmasında; “Doğa Tarihi Müzesi” fikrinin dönemin padişahı Sultan Abdülaziz tarafından çok olumlu karşılandığını, Paris’e geliş nedenlerinden bir tanesinin de ileride kurulacak bu müze için altyapı çalışması yapmak olduğunu dile getirir. Nitekim 1870 senesinde ülkemizin öğrencilere ve halka açık ilk “Doğa Tarihi Müzesi (Le Musée d’histoire naturelle d’école Imperiale de Medicine a Constantinople)” Dr. Abdullah bey tarafından kurulur. 1290 (1873) salnamelerinde adı “Numunehane Müdürü” olarak geçer.
Bu müze, 1900 yılında Darülfünun kurulunca “Fen Fakültesi Jeoloji Enstitüsü” ne verilmiştir. Daha sonraları, toplanan yeni malzeme ve Abdülhamit’in sarayda bulunan çok güzel ve kıymetli maden ve fosil koleksiyonu ile birleştirilip zenginleştirildikten sonra Vefa’da Jeoloji Enstitüsü olarak kullanılan Abdülkerim Paşa konağına konmuştur. 28 Ağustos 1918′de meydana gelen Vefa yangınında enstitünün bütün kitap ve koleksiyonları yanmış ve bu müzeden geriye hiç bir şey kurtarılamamıştır.
Dr. Abdullah Bey; Leopoldino-Carolina İmparatorluk Akademisi (Academia Caesarea Leopoldino-Carolina), Padouene’deki Bilim ve Sanat Akademisi, Rovigo Bilim Akademisi, Erfurt Krallık Akademisi, Erlangen Tıp ve Fizik Derneği ile Altenbourg, Leipzig, Dresden, Moskova, Freiburg, Pesth, Breslev, Regensburg Doğacılar Derneği, Munih Politeknik Derneği, Paris ve Londra Entomoloji Dernekleri üyesi olmuş; III. Joseph ve Avusturya liyakat madalyaları ile ödüllendirilmiştir. Aynı zamanda Kızılay’ın kurulmasında da büyük çabalar sarf etmiş olup, Kızılay’ın kuruculuk şerefi kendisine tanınmıştır.
Dr. Abdullah Bey, 1874 yılının Ağustos ayında Üsküdar-İzmit arasında yaptığı bir arazi çalışması esnasında, bütün gün güneş altında çalıştıktan sonra, bir apopleksi ile yıkılmış ve bir kaç gün sonra (30 Ağustos 1874) İstanbul’da Kalyoncu Kulluğu karşısındaki kira ile oturduğu evinde hayata gözlerini yummuş ve cenazesi Defterdar camiinin kabristanına gömülmüştür. Dr. Mustafa Münif Paşa bu acı kaybı not defterinde şöyle dile getirir; “Anadolu Şimendüfer hattı hadidinin güzergahında arazinin tetkikatı jeolojisininde bulunduğu esnada meşaku tabu ve firden terki hayat etmiştir…”
İhtilaller, savaşlar, sürgünler ve büyük sorumluluklar yorgunu 74 yaşında ihtiyar bir insanın Ağustos sıcağında gün boyu arazide çalışmasını ancak yüreğinde barındırdığı derin doğa ve bilim aşkından kaynaklandığını savunabiliriz.
Macarlı Miralay Dr. Abdullah Bey Osmanlı İmparatorluğunda büyük itibar görmüş ve meslektaşlarınca sayılmıştır. Muallim Dr. Hüseyin Remzi Bey (1890 yılı sonlarında, Dr. Hüseyin Remzi Bey’e bir “telkihhane” (çiçek aşısı üretim yeri) kurması için görev verilir. Bu telkihhane, “Telkihhane-i Osmani” adını alarak 1892 Temmuz ayında, Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane’nin bahçesinde bulunan bir binada, Çiçek aşısını üretmeye başlayacaktır. Hüseyin Remzi Bey 1871 yılından beri “aşı enspektörü” ünvanını taşımakla birlikte ilk “Türk Mikrobiyoloğu” ünvanına da sahiptir) kendisinden bahsederken; ” Tabakat-i Arz ilminde ve bahusus müstahasat mebahisinde yed-i tula sahibi (duayen) olduğu gibi entomoloci (mebhas-i haşerat) de vukufu tam eshabından idi” demiştir.

Ruhu şad olsun!

Son Söz: Dr. Abdullah Bey, iltica ettiği günden son nefesini verdiği o hazin ana kadar Türk milletine sadık kalmıştır. Müslüman olduktan sonra bir daha asla Avrupa’da son derece saygın olan o meşhur ismini kullanmamış ve fesini başından çıkartmamıştır. Bunlar onun karakter yüceliğini, vefa hissini ele vermesi bakımından son derece önemli ipuçlarıdır.
Ne yazık ki bu güzel insanın Defterdar Camii mezarlığındaki kabri ve mezar taşı kaybolmuştur. Prof. Dr. Ekrem Kadri Unat, 1975 yılının Mart ayında mezarını aramak için, adı geçen mezarlığa gitmiş ve karayolları tarafından yol genişletme çalışmaları esnasında birçok mezarın kaybolmuş olduğunu öğrenmiştir. Bu durum karşısında hoca derin bir üzüntüyle şunları söylemiştir; “Umudum, kurucusu olduğu Türkiye Kızılay Derneği’nin ona bu camiinin geri kalan kabristanında sembolik bir mezar yaptıracağındandır.”

Şahsen Kızılay’ın böyle bir teşebbüste bulunup bulunmadığını bilmiyorum. Lakin kurucusu olmasına rağmen şu an Kızılay’ın web sayfasının tarihçe bölümünde Dr. Abdullah Bey’in ismi ve resmi bulunmamaktadır. Yine eski kaynaklarda Ankara’da, Kızılay meydanında Dr. Abdullah Bey’in bir büstünün olduğundan bahsedilmektedir. Ben 1990 yılından beri Ankara’da olmama rağmen böyle bir büst görmedim. Bu konuda bilgisi olan varsa lütfen bana yazsın.

Önemli Not: Yukarıda Dr. Abdullah Bey hakkında okuduğunuz yazı, esasında onun hayatıyla ilgili yazılmış bir kaç makalenin derlemesidir. Yazının vücuda gelmesinde yararlandığım temel kaynaklar sırasıyla şunlardır.

1-) Prof. Dr. Ekrem Kadri Unat (1975). Macarlı Miralay Dr. Abdullah Bey’in Haytatı ve Türk Tıp Zoolojisindeki Yeri. Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti Dergisi. Cilt:5, Sayı:1-2, Sf:7-18.
2-) Prof. Dr. Kemal Erguvanlı (1975). Türkiye’de, Miralay Dr. Abdullah Bey’in Jeoloji Öğretiminde ve Araştırmalarında Öncülüğü. Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti Dergisi. Cilt:5, Sayı:1-2, Sf:19-36.
3-) J. Honti and G. Dinç (2002). “Karl Eduard Hammerschmidt alias Abdullah Bey (1800-1874), A Hungarian and Turkish physician in the 19th century”. Proceedings of the 38th International Congress on the History of Medicine (İstanbul, 1-6 September 2002), Eds.: N. Sarı, A. H. Bayat, Y. Ülman and M. Işın, Ankara, 2005, “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. TTK Yay. XXVI. Dizi, Sayı 14ª”, 1101-1104.

“Macarlı Miralay Dr. Abdullah Bey” üzerine 2 düşünce

  1. Abdullah Bey’in büstü, muhtemelen eskiden Kızılay’daki eski Kızılay’ın merkez binasının önündeki parkta olmalı. Ben bunları hatırlıyorum. Daha sonra bu büstler, Atatürk Bulvarı üzerindeki Yugoslavya Büyükelçiliği civarındaki bir binanın avlusuna taşındı sanırım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir