İhtiyar Köpek

Alnımda biriken teri avucumun içerisiyle sildim. Yolu işgal eden keçi sürüsüne biraz öfke, birazda sevgiyle karışık bir bakış fırlatıp, sayısız tecrübeme istinaden her an üzerime atlamaya hazır, azman bir çoban köpeği aradım.
Aradığımı buldum da nitekim. Ancak bu seferki kendisine bile hayrı dokunmayan türden bir şeydi. Uzun kahverengi tüyleri ve yorgun bakışlarıyla üzerime doğru seğirtti. Düşmanca bir tavır sergilemiyordu ancak kuyruk da sallamıyordu.
“Yiyecek bekliyorsan, üzgünüm ihtiyar dostum.” dedim diz çökerken yere. Sonra iki elimle kavrayıp köpeği kafasından, uzun uzun silkeledim.


“Belli ki bir zamanlar epey yakışıklıymışsın…”
İhtiyar köpek, geriye doğru bir kaç adım atıp kafasını kurtardı.
“Sen bilirsin. Canın oyun istemiyorsa diyecek bir şeyim yok.”
Uzun saplı fileme yaslanıp, doğruldum. Sürünün içine yönelip, birer birer geride bıraktım keçileri. Sonra son bir kez köpeğe baktım. O da bana bakıyordu. Dili dışarıda, uzun, tüylü kuyruğu siren direği gibi dimdik havadaydı.
“Görüşürüz arkadaş” deyip el salladım. Yorgun bakışlı ihtiyar köpek de;
“Hav!” diye karşılık verdi.
Adımlarımı sıklaştırdım. Çan sesleri yitip gidiyordu karşı yamaçlarda. Yörük çocuklarının bağırtıları duyuluyordu zaman zaman. Akşam telaşsızca gelirken, Dim vadisine, konaklayacağım yere ulaşmış sayılırdım.

Zaman ve mekân kavramlarını yitirmiş, etrafımı kuşatan dağları bir şekilde tanımlamaya çalışıyordum.
“Sevgilinin peşi sıra uzatılan bir el gibi… hani; gitme! dur! Dercesine uzanır ya… İşte öyle uzanmış, dağlar da gökyüzüne…”
Beğendim, yaptığım benzetmeyi. Son bir nefes çekip, sigaramı söndürdüm. Ak köprü, birkaç yüz adım ötemde, taştan bir nikâh yüzüğü gibi Dim çayıyla, Torosları birbirine bağlıyordu.

Gecedeyim.
Kamp ateşine attığım çam kütüğü saatlerdir, hem etrafımı aydınlatıyor, hem de ocağımı ısıtıyor.
Kahve suyum da kaynamak üzere. Çadır kurmadım. Gerek yok. Kamp sahamda, irili ufaklı bir sürü mağara var. Onlardan herhangi birisine kafamı sokabileceğime inanıyorum.

Bir çokları geceyi ürkütücü bulur. Kederli ve yalnız. Oysa gece ne ürkütücüdür, nede kederli. Yalnız ise hiç değildir. Gece; bir çok dostun buluşup, bir araya geldiği, şiirler okuyup, birbirlerine bilmeceler yönelttiği gizemli bir handır. Bana göre elbette…
Kahve iyi geldi….

Yatmadan evvel su içip, dişlerimi fırçaladım. Uyku tulumumun içini silkeledim. Bana en yakın kovuğa matımı serip, ateşi söndürdüm. Sonra girip uyku tulumumun içerisine, matıma doğru zıplamaya başladım. Bu hareketim epey komikti. Güldüm kendi kendime.

Yattıktan az bir süre sonra; – İyi geceler – demek istercesine bir peçeli orman baykuşu, birkaç metre ilerimdeki bir kayaya gelip kondu. Varlığım onu telaşlandırmamıştı. Işıl ışıl gözleri gecenin lâciverdinde, yanıp yanıp söndü.

Uyumuşum…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir