Ankara Fen Biyoloji’de öğrenci olduğum yıllarda, “Genetik” dersine Prof. Dr. Ahmet Kadıkıran girerdi. Ondan ders alanlar gayet iyi bilirler; Ahmet hoca nevi şahsına münhasır bir insandır. Öğrencileri onu ya çok sevip, taktir ederler ya da ondan nefret ederler. Şahsen ben şu ana kadar ortasına rastlayamadım. Ahmet hocanın dersleri de genelde hep renkli geçerdi. Sigara, çay, kahve içmek serbestti mesela. Ayrıca Hoca sadece genetik anlatmazdı derslerinde; zaman zaman hayata dair ipuçları da verirdi. Değer ölçülerimizin neye göre şekillenmesi gerektiğininden dem vururdu. İşte onlardan, aradan bunca yıl geçmesine rağmen aklımda kalan ve bugün “Evet, evet Kadıkıran haklıymış” dedirten bir tanesi.
İki gün evvel; Dr. Volker Mahnert’ten bahsetmiştim. Kendisi büyük bir araknolog. Yalancı Akrepler üzerine çalışıyor. Bir süre önce bana gönderdiği bir e-postayı cevaplarken kendisine “Hocam” diye hitap etmiş ve bu kelimenin Türkçe ne anlama geldiğini not olarak, e-postanın sonuna eklemiştim. Dün kendisinden bana yanıt geldi. Gönderdiği e-posta şöyle başlıyordu.

Görüldüğü üzere bu büyük bilim adamı, dev araknolog; kendisine “Hocam!” diye hitap etmemden onur duymuş. Ancak şunu da eklemiş; “bu çok büyük bir onur”…
Duygulandım elbette. Ardından Ahmet hocanın şu cümlesi geldi hatırıma; “Her önünüze gelen hocam demeyin. Demeyin… Sorun, sorgulayın… Bu adam bu sıfatı hakedecek ne yapmış? Bilimsel ve insani yönden yeterli mi? Bana da demeyim… Ahmet bey deyin mesela…”

