Şahikalar

“Dün gibi hatırlarım. 91 yılının Eylül ayıydı. Sabahın er bir vakti çıkıp Sincan’daki evimden, bozkırın serinliğini iliklerimde hissede hissede beklemiştim banliyö trenini. Kulaklarımda ninemin ve dedemin duaları, yüreğimde bin bir umut ve heyecan. Ankara garında inip trenden, koşar adımlarla yürümüştüm fakülteme.
Nasılda soğuk gelmişti o gün, sonrasında yıllar yılı yüreğimi sunduğum taş duvarlar. Ağlayan çamlar karşılamıştı beni, Saksağanlar fink atıp dururlarken tepemde, Leylaklar buyur etmişlerdi ağır demir kapıdan içeriye.

Fakültenin ilk günü kayıtlar esnasında tanışmıştım Ahmet’le. Kaynaşıvermiştik hemen. İki genç idealist,ortak noktamız Biyolojiye olan sevdamız. O Ekolog, bense Dünya çapında bir taksonomist olacaktım.
Eyyup, Tolga,Volkan ve diğerleri. Kalabalıklaştık zamanla. Ekoloji topluluğunu kurduk. Öğrenciydik ancak yapabileceklerimiz vardı. Dışlandık, umursanmadık ama yılmadık. Küf kokan mahzenleri mesken bildik. Sevgilinin teninin kokusu değildi soluduğumuz; arsenikti, formaldehitti. Ve bizlere güç veren el ayak çekilip de karanlık çöktüğü zaman Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji bölümünün koridorlarına, bekçi düdüklerine karışan o sesti. O baston sesi. Ve o bastonun sahibinin duvarlarda gezinen gölgesi.

Zaman Baycu’nun atlılarına rahmet okuturcasına geçip gitti ve her birimizi ayrı ayrı yerlere savurdu. Gümrah ırmaklar, renkli kanatlı Yusufçuklar, çirkinliğinde güzelliği tarif ettiğimiz Müren ve bozkırın iğde çiçeği kokan mistik atmosferi… Hoş birer enstantane olup çıktı. Geride hayal kırıklıkları, geride yarım yamalak sevdalar kaldı. Birde bizi bekleyen şahikalar.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir