<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Doğa Tarihi</title>
	<atom:link href="http://www.dogatarihi.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dogatarihi.net</link>
	<description>Kadir Boğaç Kunt'un doğa tarihi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 Jul 2010 02:03:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>İnsan Yüzlü Örümcek Gerçeği</title>
		<link>http://www.dogatarihi.net/insan-yuzlu-orumcek-gercegi/</link>
		<comments>http://www.dogatarihi.net/insan-yuzlu-orumcek-gercegi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 01:24:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir Boğaç Kunt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dogatarihi.net/?p=3461</guid>
		<description><![CDATA[Dün gece geç saatlerde, ülkemin önde gelen portallarından bir tanesinde, bir haber dikkatimi çekti. Haberin başlığı şöyleydi: İnsan Yüzlü Örümcek Şaşırttı. Meraklanıp, haberi okudum. Özetle şunlar yazıyordu: Bodrum&#8217;da bir hanım, evinin bahçesinde bir örümcek buluyor. Örümceği inceleyince vücudunda bir bölgenin insan suratına benzediğini görüyor. Hatta eşi &#8220;uzaylı bu&#8221; tespitinde bulunuyor. Hanımın evi ziyaretçi akınına uğruyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dün gece geç saatlerde, ülkemin önde gelen portallarından bir tanesinde, bir haber dikkatimi çekti. Haberin başlığı şöyleydi: İnsan Yüzlü Örümcek Şaşırttı. Meraklanıp, haberi okudum. Özetle şunlar yazıyordu: Bodrum&#8217;da bir hanım, evinin bahçesinde bir örümcek buluyor. Örümceği inceleyince vücudunda bir bölgenin insan suratına benzediğini görüyor. Hatta eşi &#8220;uzaylı bu&#8221; tespitinde bulunuyor. Hanımın evi ziyaretçi akınına uğruyor. Hanımefendi yaptığı araştırmalar sonrasında, sakladıkları örümceğin bir benzerine daha evvel Malatya ve Manisa&#8217;da rastlanıldığını öğreniyor ve &#8220;üçüncüsünü bulduklarına&#8221; hükmediyor. Ayrıca hanımefendi örümceğe yemesi için maydonoz veriyor ve örümcek maydonozu yiyor. Sonrasında örümceğin rengi yeşile dönüşüyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span id="more-3461"></span>Elbette ilk başta habere itibar etmedim. Zira itibar edilecek bir tarafı yoktu. Lakin daha sonra aynı haberin ulusal basında yer aldığını görünce (haberi yapan anladığım kadarıyla DHA&#8217;dan bir muhabir) çıldırdım. Hürriyet gibi [<a href="http://www.dogatarihi.net/images/insan_yuzlu_orumcek_hurriyet.jpg" target="_blank">bakınız 1</a>; <a href="http://www.dogatarihi.net/images/insan_yuzlu_orumcek_hurriyet_2.jpg" target="_blank">bakınız 2</a>] Türkiye&#8217;nin yüksek tirajlı gazetelerinden bir tanesinin ağ sayfasında böylesi saçma ve abartı bir haber ilk sayfadan nasıl yer bulabilirdi? Haberi yapan hiç mi araştırmamıştı? Bu gazetelerin editörleri yok muydu? Bu muhabirlere gazeteciliğin 5N1K kaidesi öğretilmiyor muydu? Sonra aklıma o manidar atalar sözümüz geldi; Deveye sormuşlar boynun neden eğri&#8230;..</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-3468" title="İnsan Yüzlü Örümcek" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/07/DSC006791.jpg" alt="" width="346" height="259" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Halkımıza &#8220;İnsan Yüzlü Örümcek&#8221; adı ile satılmak istenen örümcek (-ki Türkiye&#8217;nin en yaygın örümceklerindendir), Thomisidae (Yengeç Örümceğigiller) ailesinden, <em>Thomisus</em> cinsine ait bir tür (dişi). Familyanın uzmanı olmadığım ve fotoğraf üzerinden örümceklerin tür teşhisi yapılamayacağı için, örümceğin türü hakkında ahkam kesmeyeceğim. Bu cinsin ülkemizden kaydedilen iki türü bulunuyor; <em>Thomisus citrinellus</em> ve <em>Thomisus onustus</em>. Üstelik bunlardan <em>T. onustus</em> türüne ait ilk kayıt, 1876 senesinde İstanbul&#8217;dan İtalyan araştırmacı &#8220;Pietro Pavesi&#8221; tarafından veriliyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Maydonoz yiyince örümceğin renginin yeşile dönüşmesi olayına gelince (tam bir facia). Bu konuyu herhangi bir Biyoloji bölümü 1. sınıf öğrencisine danışsalardı rahatlıkla aydınlanabilirlerdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>1.</strong> Örümcekler kesinlikle otçul değillerdir. Bazı istisnai örümcek türlerinin -zaman zaman- doğal menülerinde çiçek polenine rastlanılsa da örümcekler maydonoz yemezler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>2.</strong> Maydonozu yiyince örümceğin renginin yeşile dönüşmesi&#8230; Bu olay tıpkı Bukalemunlarda olduğu gibi ortamın rengine uyum ile alakalıdır. Thomisidae ailesi mensupları avcı örümceklerdir. Gün boyu bitkilerin üzerinde av beklerler. Bu nedenle ortam rengine uyum sağlamak (kamuflaj) hususunda son derece başarılıdırlar. Lütfen aşağıdaki resme bakınız&#8230;</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-3474" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/07/orumcek_11.jpg" alt="" width="346" height="260" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Haberde &#8220;İnsan Yüzlü Örümcek&#8221; olarak anılan örümceğimiz bir Hatmi çiçeğinin üzerinde avlanmaktadır. Rengi ise Hatmi çiçeğinin rengindedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>3. </strong>İlk bakışta &#8220;İnsan Yüzlü&#8221; hissi uyandıran desenlerin nedeni ise, biz araknologların abdomen olarak telaffuz ettiğimiz karın kısmının sırt tarafında yer alan girinti ve çıkıntılardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hanımefendi haber metninde &#8220;Örümceği ne yapacağım?&#8221; diye soruyordu. Bırakın hanımefendi, Allah aşkına doğaya serbest bırakın. Abartılı haberi yapan muhabir arkadaş&#8230; İlla ki insan sıfatlı örümcek arıyorsanız buyrun <a href="http://nature.berkeley.edu/~gillespi/research.htm" target="_blank">buradan</a> yakın.</span></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dogatarihi.net/insan-yuzlu-orumcek-gercegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Kültüründe Köpek</title>
		<link>http://www.dogatarihi.net/turk-kulturunde-kopek/</link>
		<comments>http://www.dogatarihi.net/turk-kulturunde-kopek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Jul 2010 13:30:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir Boğaç Kunt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Figen'e Mektuplar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dogatarihi.net/?p=3440</guid>
		<description><![CDATA[Tarih boyunca seyrek de olsa bazı Türk boylarında köpek, İt ve Barak kelimelerinin de özel ad olarak kullanılmış olduğu görülmektedir. Günümüz Türkiye Türkleri düşünüldüğünde bu hayvanlar olumsuz değer taşımaktadır. Bu durumda bu kelimelerin özel ad olarak kullanımı oldukça ilgi çekici bir durum arz etmektedir. Oysa zannedilenin ya da bir başka deyişle günümüzdeki durumun aksine Türk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tarih boyunca seyrek de olsa bazı Türk boylarında köpek, <strong>İt</strong> ve <strong>Barak</strong> kelimelerinin de özel ad olarak kullanılmış olduğu görülmektedir. Günümüz Türkiye Türkleri düşünüldüğünde bu hayvanlar olumsuz değer taşımaktadır. Bu durumda bu kelimelerin özel ad olarak kullanımı oldukça ilgi çekici bir durum arz etmektedir. Oysa zannedilenin ya da bir başka deyişle günümüzdeki durumun aksine Türk mitolojisinde &#8220;köpek&#8221; in önemli ve olumlu bir yeri vardır. Bunun ilk delili İslâmiyet öncesinde kullanılan on iki hayvanlı Türk takviminde yıl adlarından birinin <strong>It</strong> adı ile anılmasıdır (Caferoğlu, 1988).</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span id="more-3440"></span></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3452" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/07/barak-227x300.jpg" alt="" width="190" height="251" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Köpek, Türk efsanelerinde ve destanî eserlerinde daha çok <strong>It</strong> ve <strong>Barak</strong>, seyrek olarak da <strong>It Barak</strong> biçiminde kullanılmıştır. Bu kelimelere ilk olarak Oğuz Kağan Destanında rastlanmaktadır. Bilindiği gibi bu destanda Oğuz Kağana düşman olan bir kavmin adı It Barak’tır. Ayrıca, kuzey ve doğu Türklerinin folklorunda da &#8220;it başlı sığır ayaklı&#8221; bir ulusun varlığına dair bilgiler vardır. Aynı inanışa Moğollarda da rastlanmaktadır. Ebulgazi Bahadır Han, savaş için toplanan Özbeklerden bahsederken &#8220;it başlı sığır ayaklı&#8221; bir kavimden de söz etmiştir. Altay Türklerinin masallarında ve Kırgız Türklerinin efsanelerinde &#8220;kocaları köpek kılığında olan güzel kadınlar ülkesi&#8221; ile ilgili bilgiler vardır. Kırgız, Kazak ve Başkurt Türklerindeki bir inanışta, yumurtalarından bir tanesinden köpek yavrusu çıkan bir kuş vardır. Aynı bilgiler Kaşgarlı Mahmut tarafından da verilmektedir (Caferoğlu 1988). Özellikle <strong>Barak</strong> kelimesinin şahıs adı ve unvan olarak kullanılmış olduğu görülmektedir. İslâm kaynaklarında Sarı Saltuk&#8217;un müritlerini <strong>Barağım </strong>diye çağırdığı yönünde bilgiler vardır. Marco Polo, <strong>Barak </strong>adını taşıyan bir Moğol şehzadesinden bahsetmektedir. Aynı şekilde Çağatay’ın beylerinden biri de bu adı taşımıştır. Selçuklu vezirlerinden birinin adının da <strong>Sadettin Köpek</strong> olduğu bilinmektedir (Caferoğlu 1988). Görüldüğü gibi Türk kültüründe ve mitolojisinde köpek zannedildiği gibi olumsuz bir değer taşımamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kaynak (bire bir alıntıdır):</strong> Karadoğan, A. 2003. Türk şahıs adlarında hayvan kültü. Milli Folklor. 57: 109-116.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Not: Barak,</strong> Türk mitolojisinde; siyah, uzun tüylü ve çok iri bir köpeğin ismidir.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dogatarihi.net/turk-kulturunde-kopek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biyolog</title>
		<link>http://www.dogatarihi.net/biyolog/</link>
		<comments>http://www.dogatarihi.net/biyolog/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jul 2010 21:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir Boğaç Kunt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Biyolog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dogatarihi.net/?p=3429</guid>
		<description><![CDATA[20. Ulusal Biyoloji Kongresi’nde, Biyolog tanımının kamu personel yasasında aşağıda verilen şekilde yer alması oy birliği ile karara bağlanmıştır. Biyolog Tanımı: &#8220;Biyolog, bütün canlı varlıkları, birbirleri ve çevreleri ile olan etkileşimlerini, bilimsel yöntemlerle inceleyen, bu yöntemler sonucunda elde ettiği verileri eğitim, tarım, orman, sağlık, çevre, gıda, endüstri, biyoteknoloji vb. alanlarda uygulayan ve uygulatan, bu sonuçları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">20. Ulusal Biyoloji Kongresi’nde, Biyolog tanımının kamu personel yasasında aşağıda verilen şekilde yer alması oy birliği ile karara bağlanmıştır.<strong> </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Biyolog Tanımı:</strong> &#8220;Biyolog, bütün canlı varlıkları, birbirleri ve çevreleri ile olan etkileşimlerini, bilimsel yöntemlerle inceleyen, bu yöntemler sonucunda elde ettiği verileri eğitim, tarım, orman, sağlık, çevre, gıda, endüstri, biyoteknoloji vb. alanlarda uygulayan ve uygulatan, bu sonuçları rapor haline getirerek imzalama yetkisine sahip olan kişidir.&#8221;</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dogatarihi.net/biyolog/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SymBioSE 2010</title>
		<link>http://www.dogatarihi.net/symbiose/</link>
		<comments>http://www.dogatarihi.net/symbiose/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 13:15:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir Boğaç Kunt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Biyolog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dogatarihi.net/?p=3410</guid>
		<description><![CDATA[SymBioSE Nedir? SymBioSE; 1997 yılında bir grup Alman öğrenci tarafından tasarlanmış olup ana fikri; öğrenci meseleleri ile alakalı konulara bakış açısı, deneyim ve fikir alış verişine olanak sağlamak için bütün Avrupa biyoloji bölümleri öğrencileri ile temas kurmayı amaçlayan bir platformdur. Buna, 1997’ de Berlin’ deki ilk buluşma önderlik etmiş ve zamanla biyoloji öğrenci kulüplerinin düzenlediği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-3412" title="SymBioSe 2010" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/06/Graphic1.jpg" alt="" width="236" height="114" /></span></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>SymBioSE Nedir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>SymBioSE</strong>; 1997 yılında bir grup Alman öğrenci tarafından tasarlanmış olup ana fikri; öğrenci meseleleri ile alakalı konulara bakış açısı, deneyim ve fikir alış verişine olanak sağlamak için bütün Avrupa biyoloji bölümleri öğrencileri ile temas kurmayı amaçlayan bir platformdur. Buna, 1997’ de Berlin’ deki ilk buluşma önderlik etmiş ve zamanla biyoloji öğrenci kulüplerinin düzenlediği bir sempozyum halini almıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span id="more-3410"></span><strong>SymBioSE</strong>, farklı ülkelerin katılımıyla oluşan senelik bir etkinliktir. 12 Avrupa ulusunun katılımı ile gerçekleşen  ilk başarılı başlangıçtan sonra, her yıl katılımcı ülke sayısı gitgide artmıştır. Sempozyum her yıl farklı bir Avrupa ülkesinde gerçekleştirilmektedir. Ev sahibi ülkeyi bir yıl önce sempozyumda bulunan katılımcılar oylama ile belirlerler. Aday olan ülkeler tarafından sunumlar gerçekleştirilir, ardından dinleyicilerin sorularını cevaplarlar ve sonunda oylamaya geçilir. Ev sahibi ülke başlangıçtaki ana yapı üzerine kendi kültürel alt yapılarını ve zenginliklerini de ekleyerek sempozyumu geliştirir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Bugün, sempozyum 3 temel amaca hizmet etmektedir:</strong><br />
<strong>1.</strong></span> <span style="color: #000000;"> Katılımcı örgencileri; konferans, günübirlik geziler, arazi çalışmaları ile ev sahibi ülke ve o ülkedeki biyoloji alanlarındaki araştırmalar hakkında bilgilendirmek ve haberdar etmek,<br />
<strong>2.</strong></span> <span style="color: #000000;"> Demokratik tartışma etkinlikleri sayesinde genel öğrenci hususları ve kültürel değişimler hakkında bilgi edinmek,<br />
<strong>3.</strong></span> <span style="color: #000000;"> Farklı kültür yapılarına sahip olan ve biyolojinin değişik alanlarında uzmanlaşmış kişilerin bir araya gelmesini sağlayıp, iletişimlerinin sempozyum sonrasında da devamının oluşmasını sağlamaktır.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>SymBioSE – Düzenleyen Ülkeler</strong></span></p>
<ul>
<li><span style="color: #000000;">1997 – Berlin, ALMANYA</span></li>
<li><span style="color: #000000;">1998 – PORTEKİZ</span></li>
<li><span style="color: #000000;">1999 – HOLLANDA</span></li>
<li><span style="color: #000000;">2000 – İSKOÇYA</span></li>
<li><span style="color: #000000;">2001 – İSPANYA</span></li>
<li><span style="color: #000000;">2002 – ALMANYA</span></li>
<li><span style="color: #000000;">2003 – NORVEÇ</span></li>
<li><span style="color: #000000;">2004 – HIRVATİSTAN</span></li>
<li><span style="color: #000000;">2005 – FİNLANDİYA</span></li>
<li><span style="color: #000000;">2006 – İTALYA</span></li>
<li><span style="color: #000000;">2007 – LETONYA</span></li>
<li><span style="color: #000000;">2008 – PORTEKİZ</span></li>
<li><span style="color: #000000;">2009 – RUSYA</span></li>
<li><span style="color: #000000;"><strong>2010 – TÜRKİYE-EŞKİŞEHİR</strong></span></li>
</ul>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Genel Hatları ile Sempozyum</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Konferanslar, genelde yerel üniversitelerin ev sahipliğinde ülke adına gerçekleştirilmekte ve aynı zamanda öğrencilerin diğer üniversite sistemleri hakkında bilgi edinmesini sağlamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sempozyuma katılan biyoloji bölümleri öğrencilerinin kendi araştırmaları hakkındaki veya geldikleri ülkede yapılan çalışmalarla ilgili gerçekleştirdikleri sunumlar biyoloji biliminin güncel konuları üzerine dayanır. Bununla birlikte, ev sahibi ülke kendi ülkesindeki biyoloji alanındaki çalışmalar hakkında katılımcıları bilgilendirir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Program boyunca her ülkeden temsilcilerin katıldığı yuvarlak masa toplantıları sırasında sempozyum sorunları, kendi üniversiteleri içindeki yeni gelişmeler, yeni planlanmış biyolojik çalışma programlarını ve öğrenci iş birliğinin çeşitli yolları tartışılır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Akşamları düzenlenen sosyal etkinlikler, katılımcılar arasında sosyal bağlantılar kurmaktadır. Bu da katılımcılar arasındaki iletişimi güçlendirerek; öğrenci değişimlerine ve uluslararası iş deneyimlerine yardımcı olarak kişisel ve dolaylı olarak da kurumsal (Üniversiteler arası Erasmus İkili Öğrenci Değişimi anlaşmaları vs.) bir ağ yaratılmasına izin vermektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bunların hepsi; katılımcıların kendi ülkelerinde sahip oldukları kültürleri ve eğitim sistemlerinin dışında farklı bir sistemi ve kültürü tanımalarına izin verir, bununla birlikte ülkeler arasındaki bağlar güçlenmiş olup karşılıklı birbirini tanıma ve anlayışa olanak sağlar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Genel olarak</strong><strong> </strong><strong>Sym</strong><strong>B</strong><strong>io</strong><strong>SE</strong>, hiyerarşik düzene sahip, katı bir sempozyum değildir. Her sene farklı bir ülkede yer alan ve kişisel bağlantılar ile bir sene boyunca Avrupa biyoloji bölümü örgencileri ile temas halinde olmayı amaçlayan bir sempozyumdur.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>SymBioSE Yapısı</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Her sempozyumun özgünlüğü, organizasyonu düzenleyen ülkenin yaratıcı ve geleneksel fikirlerinden temel alır. Bu yöntem, daima çeşitliliğe ve farklı fikirlerle özgün organizasyonlar yapılmasını sağlar. Geçmiş sempozyumlar organize edilirken bazı önemli noktaların hesaba katılması gerektiği gözlemlenmiştir ve aşağıda belirtilen bu gözlem ve değerlendirmeler <strong>SymBioSE ’10–Türkiye</strong> organizasyonuna en iyi şekilde yansıtılacaktır:</span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li><span style="color: #000000;">Sempozyum; konferanslar, biyotop çalışmaları için yapılan geziler ve tartışmaları içerecektir. Bu organizasyonların konuları; bilimsel, güncel temeller üzerine oturtulacaktır.</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Zaman çizelgesinde, öğrenci sorunlarını tartışmak için bir bölüm ayrılacaktır.</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Sempozyum sırasında, her ülkeden en az bir veya iki temsilci bulunacaktır. Bu toplantılar, organizasyonel SymBioSE konularını konuşmak ve tartışmak bakımından eşsiz bir fırsat olacaktır.</span></li>
<li><span style="color: #000000;">Ev sahibi ülkenin öğrenci hayatı hususunda fikir ve görüş kazandıran bir organizasyon düzenlenmesi sağlanacaktır.</span></li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>SymBioSE ’10-Türkiye</strong> sırasında düzenlenecek etkinlikler; Eskişehir’i ve ülkemizi en iyi şekilde tüm Avrupa coğrafyasından gelen konuklarımıza tanıtmak; ülkemizin tarihi, doğal, kültürel ve akademik birikimini konuklarımıza sunarak ülkemiz imajının yansıtılmasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>SymBioSE ile Ulaşılmak İstenen Hedef</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2008 yılında Portekiz’ de yapılan sempozyum da ülkemiz adına adaylığımızı koymamızın sebebi, her yıl düzenli olarak gerçekleşen bu sempozyumda bugüne kadar Türkiye’ nin sadece katılımcı olarak bulunup hiç ev sahipliği yapmaması ve katılımcıların ülkemizin gerek kültürü gerekse biyoloji temel bilimi alanındaki çalışmaları ve katkıları hakkında yeterli bilgiye sahip olmamalarından olarak nitelendirilebilir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Hedefimiz</strong>; <strong>ülkemizdeki biyolojik </strong><strong>çeşitliliği</strong><strong>,</strong><strong> </strong><strong>kültürümüzü</strong><strong>, ülkemizi </strong><strong> ve şeh</strong><strong>rimizi en iyi şekilde tanıtarak, katılımcıları </strong><strong>güzel anılarla ülkelerine uğ</strong><strong>urlamaktır.</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sempozyum afişi için lütfen <a href="http://www.dogatarihi.net/images/SymBioSe_2010.jpg" target="_blank">tıklayınız</a>.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sempozyum ağ sayfası için lütfen <a href="http://www.symbiose2010.com/" target="_blank">tıklayınız</a>.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dogatarihi.net/symbiose/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dr. Nuri Güldalı&#8217;nı Kaybettik</title>
		<link>http://www.dogatarihi.net/dr-nuri-guldali/</link>
		<comments>http://www.dogatarihi.net/dr-nuri-guldali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 23:04:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir Boğaç Kunt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Figen'e Mektuplar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dogatarihi.net/?p=3396</guid>
		<description><![CDATA[Dün, Bülent Erdem ağabeyden bir e-posta aldım. &#8220;Nuri Güldalı Vefat Etti&#8221; diyordu e-postasının başlığı. Devamında ise şunları yazmıştı Bülent ağabey; &#8220;MTA Jeolojik Etütler Daire Başkanlığında 1978 yılında Mağara Araştırma Biriminin kurulmasına öncülük eden Nuri Güldalı uzunca bir süredir, yakalandığı kansere yenik düşerek, geçtiğimiz cuma günü vefat etmiş ve naşı cumartesi günü kaldırılmıştır. 1941 Yılında doğan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dün, Bülent Erdem ağabeyden bir e-posta aldım. &#8220;Nuri Güldalı Vefat Etti&#8221; diyordu e-postasının başlığı. Devamında ise şunları yazmıştı Bülent ağabey; &#8220;MTA Jeolojik Etütler Daire Başkanlığında 1978 yılında Mağara Araştırma Biriminin kurulmasına öncülük eden Nuri Güldalı uzunca bir süredir, yakalandığı kansere yenik düşerek, geçtiğimiz cuma günü vefat etmiş ve naşı cumartesi günü kaldırılmıştır. 1941 Yılında doğan Nuri Güldalı, Yüksek Öğrenimini DTCF Fakültesinin Fiziki Coğrafya ve Jeoloji kürsüsünde yaptı. İhtisasını Almanya’da tamamladı.&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span id="more-3396"></span>Merhum Nuri bey, aynı zamanda memleketim Alanya&#8217;da bulunan Dim Mağarasını, Alanya turizmine kazandıran ekibin içerisinde yer alır. 2003&#8242;ün sonbaharında tanışmıştık kendisiyle. Aynı tarihlerde bir kaç kez ard arda bir araya gelmiş, uzun uzun mağaracılıktan konuşmuştuk. O günlerde Dim Mağarasının omurgasılar faunası üzerine bir çalışma yürütüyorduk. Çok yardımcı olmuştu. Sonra bir daha görmek kısmet olmadı kendisini.</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-3398" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/06/ng_tesekkur.gif" alt="" width="363" height="173" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bahsi  geçen çalışmamızın makalesi 2008&#8242;de yayınlandı. Bir kopyasını  yollamıştım, çok sevinmişti. Ben güzel bir insan, iyi bir ağabey olarak tanıdım kendisini. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet, ruhu şad olsun.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dogatarihi.net/dr-nuri-guldali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bülbülün çektiği&#8230;</title>
		<link>http://www.dogatarihi.net/ulusal-biyoloji-kongresi-2/</link>
		<comments>http://www.dogatarihi.net/ulusal-biyoloji-kongresi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Jun 2010 00:54:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir Boğaç Kunt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Biyolog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dogatarihi.net/?p=3368</guid>
		<description><![CDATA[Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Nisâ Suresi, 58.Ayet. İyi olmak kolaydır. Zor olan adil olmaktır. Victor Hugo. Aylar evvel, 20. Ulusal Biyoloji Kongresi&#8217;nin ağ sayfasına baktığımda &#8220;Davetli Konuşmacılar&#8221; kısmında Dr. Max Kasparek&#8217;in adını görmüştüm. Dr. Kasparek, 21-25 Haziran 2010&#8242;da Denizli&#8217;de düzenlenecek olan 20. Ulusal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #808080;">Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Nisâ Suresi, 58.Ayet.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #808080;">İyi olmak kolaydır. Zor olan adil olmaktır. Victor Hugo.<br />
</span></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aylar evvel, 20. Ulusal Biyoloji Kongresi&#8217;nin ağ sayfasına baktığımda &#8220;Davetli Konuşmacılar&#8221; kısmında Dr. Max Kasparek&#8217;in adını görmüştüm. Dr. Kasparek, 21-25 Haziran 2010&#8242;da Denizli&#8217;de düzenlenecek olan 20. Ulusal Biyoloji Kongresi&#8217;nin açılış dersini verecekti. Dersin konusu şuydu; &#8220;Biodiversity Conservation and Biodiversity Research: Where Does Turkey Stand  Compared to Its Neighbours?&#8221;. Mealen; &#8220;Biyoçeşitliliğin korunması ve biyoçeşitlilik araştırmalarında,  Türkiye&#8217;nin komşularıyla mukayesesi&#8221;.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span id="more-3368"></span></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><img class="aligncenter" title="20. Ulusal Biyoloji  Kongresi" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/06/ulusal_biyoloji_kongresi.gif" alt="" width="165" height="139" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">O günlerde kongrenin açılış dersi için, düzenleme kurulunun bu tercihine çok içerlemiştim. Pekâlâ camianın önde gelen (emekli) isimlerinden birisine verilebilirdi bu onur. Hatta aklıma gelen ilk isim, Prof. Dr. Nihat Şişli hoca olmuştu. Elbette bir başkası da olabilirdi. Mesele ahde vefa ve liyakat idi. Davetli konuşmacı illa ki ecnebi olacaksa, Prof. Dr. Achille Casale ya da Prof. Dr. Augusto Vigna Taglianti gibi (mutlaka farklı branşlardan çok değerli araştırmacılar da vardır)  Türkiye&#8217;nin biyoçeşitliliği üzerine yarım yüzyıldır çalışan, bu konudaki eserleri binlerce atıf ile taçlandırılan büyük otoriteler davet edilebilirdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kongre, sempozyum vs. düzenlemek zor iştir. İnsanları memnun edemezsiniz. Sürekli aksaklıklar olur; o sunulan kahveyi beğenmez, bir diğeri yemeğin yağını. Birinin yaka kartı eksiktir, diğerinin çantası. Bunlar normaldir. Mesleki bir organizasyonda böylesi ayrıntılara takılmak görgüsüzlüktür, şımarıklıktır. İnsanlar son derece meşakkatli bir işe soyunmuşlardır, taktir edilmek haklarıdır, emeğe saygı şarttır. Amenna&#8230; Gelgelelim adının başında &#8220;Ulusal&#8221; kelimesi bulunan bir kongrenin bilim kurulu üyelerinden bir tanesinin bile adil olmaması, affedilemez.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dün kongrenin ağ sayfasında &#8220;Bilimsel Program&#8221; duyuruldu (<a href="http://20biyolojikongresi.pau.edu.tr/index.php?option=com_wrapper&amp;view=wrapper&amp;Itemid=13" target="_blank">bknz</a>). Benim dikkatimi &#8220;sözlü sunuma&#8221; kabul edilen bildiriler içerisinde &#8220;derleme&#8221; çalışmaların çokluğu çekti. Oysa &#8220;poster sunum&#8221; olarak kabul edilen çalışmaları şöyle bir incelemiştim geçmişte; içlerinde hakikaten çok değerli olanları vardı. İnsanların çalışmalarını küçümsemek benim tarzım değil. Bununla beraber bilimsel kurallar bellidir. Revizyonal ve güncel veri içeren özgün çalışmalar dururken, derleme çalışmaların sözlü sunuma kabul edilmeleri bana son derece adaletsiz geldi. Meslektaşlarım ellerini vicdanlarına koyup bu yazdıklarımı okur ve poster sunumların başlıklarını incelerlerse inanıyorum ki söylediklerime hak vereceklerdir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir diğer ve beni çok üzen husus ise kongrenin &#8220;Biyoloji ve Geleceği&#8221; kısmında sadece iki sunumun olması. Bu; bu kafa yapısı ve meslek sevgisizliğiyle, Türkiye&#8217;de Biyoloji&#8217;nin geleceğinin olmadığına en büyük ispattır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Kaydımı yaptırmış olmama rağmen bu kongreye katılmayacağım. Hatta ve hatta bundan sonra hiç bir Ulusal Biyoloji Kongresi&#8217;ne katılmayacağım, vesselam.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dogatarihi.net/ulusal-biyoloji-kongresi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Hikmet Birand</title>
		<link>http://www.dogatarihi.net/hikmet-birand/</link>
		<comments>http://www.dogatarihi.net/hikmet-birand/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 23:37:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir Boğaç Kunt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ünlü Türk Biyologları]]></category>
		<category><![CDATA[Biyolog]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Botanik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dogatarihi.net/?p=3345</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Dr. Hikmet Birand 1904-1972 Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi profesörlerinden ve bu üniversitenin eski rektörlerinden Prof. Dr. Hikmet Birand bu yıl başında vefat etti. Değerli ilim adamı Prof. Birand Fakültemizi bir kaç bakımdan ilgilendirmektedir. Her şeyden önce 1949 da kurulmuş olan Fakültemizin kurucu heyeti başkanı kendisi idi. O yıl İsmet İnönü’nün Cumhur Başkanlığı ve Ord. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="postentry">
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.ankara.edu.tr/english/our_rectors/hikmet_birand.html" target="_blank"><img class="size-medium wp-image-3551 aligncenter" title="Prof. Dr. Hikmet Birand" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/04/hikmet_birand-221x300.jpg" alt="" width="221" height="300" /></a></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;">Prof. Dr. Hikmet Birand<br />
1904-1972</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi profesörlerinden ve bu üniversitenin eski rektörlerinden Prof. Dr. Hikmet Birand bu yıl başında vefat etti. Değerli ilim adamı Prof. Birand Fakültemizi bir kaç bakımdan ilgilendirmektedir. Her şeyden önce 1949 da kurulmuş olan Fakültemizin kurucu heyeti başkanı kendisi idi. O yıl İsmet İnönü’nün Cumhur Başkanlığı ve Ord. Prof. Şemsettin Günaltay’ın Başbakanlığı zamanı idi. O zamanın hükümeti, 1933 yılında kaldırılarak İslâm Tetkikleri Enstitüsü haline konmuş olan, İlahiyat Fakültesinin yeniden kurulmasına karar vermişti.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span id="more-3345"></span></span><span style="color: #000000;">Hükümetin bu kararını uygulama işini o yıllarda Halk partisi hükümetinin son Millî Eğitim Bakanı olan Tahsin Banguoğlu üzerine almış, bunun için de eski îlâhiyat Fakültesi profesörlerinden veya İslâm medeniyeti ilimlerinde başka yetkili kimselerden ilk Fakülte profesörlerini seçmek üzere bir komisyon toplamasını, o zaman Ankara Üniversitesi rektörü bulunan, rahmetli Hikmet Birand’dan istemişti.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Prof. Birand 1949 yılı son aylarında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine gelerek benimle ve rahmetli Ord. Prof. Mükrimin Halil Yinanç’la görüştü. Hükümetin böyle bir teşebbüste bulunacağını ve kurucu heyete katılmak üzere Ankara’ya gelmemizi istedi. Kendisiyle o zamana kadar pek tanışıklığım olmadığı gibi Yinanç’ın da olmadığı için, bu işaretin Başbakan Şemsettin Günaltay tarafından verildiğini tahmin ettik. Çünkü Günaltay, Mükrimin Halik’in İstanbul Üniversitesinden hocası olduğu gibi 1933 den sonraki profesörlüğü ve dekanlığı zamanından beni de tanıyordu. Rektör Hikmet Birand Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinden Prof. Şinasi Altındağ’ı Ankara Hukuk Fakültesinden Prof. Esat Arsebük’ü de kurucu komiteye almıştı. Rektörlük binasında bir haftaya yakın toplantılar yaparak yeni Fakülteye alınabilecek adayları tetkik ettik. Eski İlâhiyat Fakültesinden Yusuf Ziya Yörükan ile Ömer Hilmi Buda’yı seçtik. Ayrıca, bir müddet üniversitede profesörlük ederek ayrılmış olan Remzi Oğuz Arık’ı Türk İslâm Sanatları profesörlüğüne davete karar verdik. Rektör Hikmet Birand İslâm Hukukunu okutmak üzere Esat Arsebük’e de yeni fakültede ders almasını teklif etti. Bu suretle ilk fakülte profesörler kurulu 4 kişiden ibaret olarak kuruldu. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Üniversite kanununa göre profesör sayısı artıncaya kadar yeni fakültenin Ankara Hukuk veya Dil Tarih Fakültesinden birine yönetimce bağlı olarak çalışacağı anlaşıldı. Günlerimizin çoğunu yeni fakültenin yönetmelik taslağı, kürsüler ve ders programları işgal etti. Kürsüleri başlıca İslâm dininin temel bilgileri ile İslâm medeniyetine ait ilimler olmak üzere iki grupta topladık. Birinci grupta Tefsir, Hadis, İslâm hukuku ikinci grupta İslâm ve Türk tarihi, İslâm milletleri etnolojisi ve coğrafyası, İslâmi Türk edebiyatı, Tasavvuf, İslâm felsefesi, v.b. kürsüleri bulunuyordu. Yeni Fakülteyi ilmi bir zihniyetle kuvvetlendirmek için Antik Felsefe tarihi, Modern Felsefe tarihi, sistematik Felsefe (Bilgi Teorisi, Ahlâk), Mantık, Sosyoloji derslerinin de programda esaslı yer almasına dikkat ettik. Rektör Prof. Birand beni raportörlüğe seçtiği için bu tafsilâtı hatırlıyorum. Ayrıca İslâm tarihini okutmak üzere Başbakan Günaltay’ı ve Türk edebiyatı tarihini okutmak üzere Prof. Fuat Köprülü’yü konferansçı olarak daveti düşündük. Mukrimin Halil ile beraber her ikisini ziyaret ederek ricamızı söyledik. Fakat işlerinin çokluğundan dolayı ikisi de kabul etmedi. Sosyoloji dersleri için, eski İlâhiyat Fakültesinde bu dersi okutmuş olan Prof. Baltacıoğlu’nu davet ettik ise de, Nisan’a kadar bir şey söyleyemiyeceğini, sonra kabul edebileceğini bildirdi. Tasavvufi Türk edebiyatı için Burhan Toprak’ı düşündük. Ben kendisine yazdım. Bu teklifi büyük sevinçle karşıladı. Kurucu komite çalışmalarını bitirince Millî Eğitim Bakanını ziyaret ettik. Fakültenin sonraki gelişmeleri kurucu heyetin programına dâima uygun olmamıştır. Fakat anahatları çizilmiş yol üzerinde yürünmüştür. Görevimizi bitirdikten sonra yeni fakültenin nasıl gelişmeler kazandığı burada konumuz dışındadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Prof. Hikmet Birand ile ondan sonra dostluğum arttı. Kardeşi Kâmran Birand, İstanbul Edebiyat Fakültesinden öğrencim idi. Prof. Von Aster ile tez konusunda mutabık kalmadıkları için, benim kürsüm olan Türk Fikir Tarihine geçerek orada, “Tanzimat devrinde Aydınlık felsefesi izleri” adlı konu üzerinde tez verdi. Ankara İlâhiyat Fakültesinde doçentliğini verdi ve profesör oldu. Burada da kendisiyle önce aynı kürsüde sonra iki kürsüyü ayırarak meslek arkadaşlığı yaptım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Prof. Kâmran Birand’ın çok erken ve hazin ölümü hepimizi son derecede üzdü. Ondan sonra büyük ağabeysi Hikmet Birand, Kâmran Birand’ın bütün mirasını, fakülte vakfı olarak tahsis etti. Bununla o zamandan beri fakülte adına öğrenciler okutulmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Rahmetli Hikmet Birand 1320 (1904) yılında Karaman’da doğmuştur. Karaman İdadisini bitirmiş, Halkalı Ziraat yüksek okulundan mezun olmuş, Almanya’da Bonn Üniversitesinde Ziraat alanındaki ihtisasım tamamlamış, doktora vermiş, 29. 4. 1938 de Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsüne Doçent ve 18. 10. 1945 yılında profesör olmuş ve bu enstitü fakülte halini aldıktan sonra görevi devam etmiş, 1949-1951 yılları arasında Ankara Üniversitesi Rektörlüğü yapmıştır. Son yılda çıkardığı “Alıç Ağacı” adındaki bir eseri meslek alanı kadar edebiyatı da ilgilendiren bir eserdi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hikmet Birand alçak gönüllü vakur ve ciddi düşünceli iyi yürekli bir insandı. Meslekdaşları kadar başka alanlarda çalışanlar üzerinde de çok iyi tesir bırakmakta, saygı ve sevgi doğurmakta idi. Onunla bir kere bile görüşenler ciddi, samimî ve iyi yürekli bir ilim adamı ile konuşduklarını anlarlardı. Unesco Millî Komisyonunda ormanların kaybolmasına karşı ilmî savaş işine katılmış ve her zaman olduğu gibi orada da değerini herkes yakından görmüştü. Biz bir candan dost; fakülte, kurucusunu ve koruyucusu kaybetti. Allah rahmet eylesin.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ne yazık ki bu yazımda değerli ilîm adamı Prof. Dr. Hikmet Birand’ın asıl ihtisas konusu olan Botanik’de Batı ilim alemince tanınmış bir zat olduğundan bahsedemedim. Kendisini yakından tanımama rağmen bu alanda yaptıklarını bilmiyordum. Çok şükür, Cumhuriyet Gazetesinde (31 Mart 1952) çıkan Zafer Hasan Aybek’in bir yazısı beni aydınlattı. Aybek bu yazısında şöyle diyor: “Prof. Birand, Karaman’da “Hacı Bayramoğulları” ailesindendir. Almanca olarak, Almanya’da basılmış beş kitabı ve Türkçe pek çok eseri vardır. Ülkü dergisinde ve Ulus gazetesinde devamlı yazılar yazmıştır. Birand, Uluslararası bir şöhrete sahip ve memleketimizin yetiştirdiği değerli ilim adamları arasında mümtaz bir zattır. Servetini Maarif Vakfına bırakmıştır.”</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Kaynak:</strong> Ord. Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken. “Prof. Dr. Hikmet Birand”. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi. 19:219-221.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Önemli Not:</strong> Zafer  Hasan Aybek, merhum Hikmet Birand hocamızın doğum tarihini “1906″ olarak verir. Merhum Hilmi Ziya Ülken hoca ise yukarıda sunulan makalesine dipnot olarak “Birand hocanın 1904 doğumlu olduğunu ve bu tarihin Rektörlük Zat İşleri Müdürlüğünden alındığını” ekler.</span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dogatarihi.net/hikmet-birand/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye Faunasına Katkılar</title>
		<link>http://www.dogatarihi.net/turkiye-faunasina-katkilar/</link>
		<comments>http://www.dogatarihi.net/turkiye-faunasina-katkilar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 21:27:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir Boğaç Kunt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dogatarihi.net/?p=3323</guid>
		<description><![CDATA[Üç beş gün evvel günümüzün seçkin zooloji dergilerinden Zootaxa’nın ağ sayfasına göz atarken, Deniz Şirin, Otto von Helversen ve Battal Çıplak imzalı bir makale dikkatimi çekti. Bu makalelerinde araştırmacılar Chorthippus antecessor ve Chorthippus relicticus adında iki yeni çekirge türünü Türkiye’den dünya için yeni olarak tanımlamışlardı. Yazarlardan Deniz Şirin, Akdeniz Üniversitesi Biyoloji Bölümünde araştırma görevlisi ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="postentry">
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><img class="size-medium wp-image-3517  aligncenter" title="Artanes bucaensis &amp; Thanatus niditus" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/artanes-300x226.jpg" alt="" width="300" height="226" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Üç beş gün evvel günümüzün seçkin zooloji dergilerinden Zootaxa’nın ağ sayfasına göz atarken, Deniz Şirin, Otto von Helversen ve Battal Çıplak imzalı bir makale dikkatimi çekti.  Bu makalelerinde araştırmacılar <em>Chorthippus antecessor</em> ve <em>Chorthippus relicticus</em> adında iki yeni çekirge türünü Türkiye’den dünya için yeni olarak tanımlamışlardı. Yazarlardan Deniz Şirin, Akdeniz Üniversitesi Biyoloji Bölümünde araştırma görevlisi ve anladığım kadarıyla Battal Çıplak hocanın doktorantı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span id="more-3323"></span></span><span style="color: #000000;">Ülkemde “Sistematik Zooloji” alanında güzel şeyler oluyordu. Onca olanaksızlıklara rağmen meslektaşlarımız Türkiye’yi uluslar arası ortamlarda layıkıyla temsil edebiliyorlardı. Sevindim, göğsün kabardı, iftihar ettim. Zaten uzun zamandan beri de takip ediyordum. Battal Çıplak hoca Antalya’da kaliteli bir ekip kurmuş ve merhum Tevfik Karabağ hocamızın mirasını devralmış gibi görünüyor. Ne güzel…</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Türkiye faunasına bir diğer katkı da acizane dün bizden geldi. Yıllardır süren arazi ve laboratuvar çalışmalarımız; sistematik sorunları çözme gayretimizden kaynaklanan uzun tartışmalarımızdan sonra, saygıdeğer hocam ve meslektaşım Dmitri Logunov ile birlikte kaleme aldığımız “Taxonomic-faunistic notes on the Philodromidae (Aranei) of Turkey” adlı makale dün Rusların meşhur dergisi “Arthropoda Selecta”  da yayınlandı. Bu makale içerisinde Philodromidae familyasına ait bazı türleri Türkiye için yeni kayıt olarak verirken; <em>Artanes bucaensis</em> ve <em>Thanatus niditus</em> u da dünya için yeni örümcek türleri olarak tanımladık.<em> Artanes</em> cinsine ait bu yeni türe <em>bucaensis</em> adını vermemizin nedeni, İzmir-Buca’dan toplanmış olması; <em>niditus</em> ise Latince “güzel, zarif” anlamına geliyor.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Değerli kardeşim ve meslektaşım Ersen Aydın Yağmur’a bu çalışmamızda göstermiş olduğu özveri ve yardımlardan dolayı bir kez daha teşekkür etmek isterim.</span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dogatarihi.net/turkiye-faunasina-katkilar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biyolojik Çeşitliliğin Belirlenmesi</title>
		<link>http://www.dogatarihi.net/biyolojik-cesitliligin-belirlenmesi/</link>
		<comments>http://www.dogatarihi.net/biyolojik-cesitliligin-belirlenmesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 03:11:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir Boğaç Kunt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Biyolog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dogatarihi.net/?p=3317</guid>
		<description><![CDATA[Bilimsel çalışma alanında her çaba bir katkıdır, bilgi ufuklarında yeni yönelişlere yol açan büyük bir buluş bile olsa. İşte bu nedenlerle bilimsel bilginin yayılmasını sınırlamaya ya da durdurmaya yönelik her çaba bilimin ve uygarlığın ilerlemesine yönelik ciddi bir tehdittir. Frederic Joliot-Curie (Hep Aranızda Olacağım. Güney Gönenç. Yordam Kitap. Sf: 49) 18 Mart 2010 tarihinde yayınlanan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="postentry">
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000080;">Bilimsel çalışma alanında her çaba bir katkıdır, bilgi ufuklarında yeni yönelişlere yol açan büyük bir buluş bile olsa. İşte bu nedenlerle bilimsel bilginin yayılmasını sınırlamaya ya da durdurmaya yönelik her çaba bilimin ve uygarlığın ilerlemesine yönelik ciddi bir tehdittir. Frederic Joliot-Curie (Hep Aranızda Olacağım. Güney Gönenç. Yordam Kitap. Sf: 49)</span></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">18 Mart 2010 tarihinde yayınlanan “Biyoçeşitliliğin Korunması” başlıklı yazımıza, sayın Hüsniye Kılınçarslan hanımefendi tarafından yazının yayınlanmasından bir gün sonra yorum yapıldı. Yazıyı ve ilgili yorumu okumak için <a href="http://www.dogatarihi.net/biyocesitliligin-korunmasi/" target="_blank">burayı</a> tıklayabilirsiniz. Hanımefendi anladığım kadarıyla meslektaşımız (biyolog), aynı zamanda Çevre ve Orman Bakanlığı görevlisi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span id="more-3317"></span></span><span style="color: #000000;"><span id="more-3438"> </span>Açık adı; “Biyoçeşitliliğin Belirlenmesi, İncelenmesi, Araştırılması ve Gözlemleme Amacına Yönelik Faaliyetlerin ve İzinlerin Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik” olan yönetmelik taslağını eleştiren ve yukarıda bağlantısı verilen sayfada yer alan, Prof. Dr. Nuri Yiğit hocamın e-postasının her kelimesinin altına imzamı atacağımı o gün zikretmiştim. Bu sözümün sonuna kadar arkasındayım. Bu sebeple sayın Hüsniye Kılınçarslan hanımefendinin yorumlarına dair edecek bir kaç çift sözüm var.</span></p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Türkiye’nin biyoloji bölümlerinde Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği ile ilgili Türkçe dilinde okutulması gereken pek çok bilgi maalesef başka dillerde. Türkiye’nin kelebekleri kitabı Almanca, Türkiye’nin orkideleri Almanca. Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği ile ilgili pek çok bilgiyi yabancı kaynaklardan bulabiliyoruz. Muhakkak ki bunların yayınlanmasında yabancı araştırmacılar Türk bilim adamlarından destek almıştır.</span></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sayın Kılınçarslan, bilim bir süreçtir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda, Türk Biyolojisi de o dönem hemen her alanda olduğu gibi kısa zaman içerisinde büyük aşamalar kaydetmiş ve merhum hocalarımız bizlere gerek Botanik, gerekse Zooloji alanında çok önemli Türkçe eserler bırakmışlardır. Burada sadece bir kaç tanesinin ismini verebileceğim. Bakınız; Özel Zooloji Cilt 1 ve 2 (Mithat Ali Tolunay, 1939), Türkiye Kuşları (Saadet Ergene, 1945), Alıç Ağacı ile Sohbetler (Hikmet Birand, 1968). Zaman içerisinde ülkemizin yaşamış olduğu sosyolojik problemler Türk Biyolojisi’nin gelişimine de ket vurmuştur. Bununla beraber başlangıçta da ifade ettiğim gibi bilim bir süreçtir ve devinim halindedir. Şayet ilgili literatürü takip etseydiniz bilhassa son on yıldır Türkiyenin Biyoçeşitliliğine dair telif ya da tercüme bir çok Türkçe eserin yayınlandığını görebilirdiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Örneğin kendi disiplinim olan Araknoloji alanında Türkiye son yıllarda büyük aşama kaydetmiştir. Türk araknologların yayınladıkları makale sayısında artış vardır. Buna sebep önderlik eden hocalar ve arkalarından yetişen öğrencilerdir. Durumumuz elbette Avrupa ile karşılaştırılamaz zira Araknoloji Avrupa’da 300 yıllık geçmişe sahipken, bizde sadece 40 yıllık mazisi vardır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Türkiye’nin Biyoçeşitliliğine dair bir çok bilgiyi yabancı kaynaklardan bulmanız son derece doğal. Hüsniye hanım, siz hiç Avrupa’da müze çalışması yaptınız mı? Bir gün yolunuz düşerse şayet ben refere ederim sizi. Gidin ve lütfen Viyana Doğa Tarihi Müzesinin mahzenlerini bir görün ya da Paris Doğa Tarihi Müzesinin (Dikkat! Adı geçen müzelerin sergi salonlarından bahsetmiyorum). Yüzlerce yıldır Anadolu’dan toplanmış hayvan örneklerini görürsünüz. Bir çok kavanozun kapağı bile açılmamıştır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şimdi size hemen konu ile alakalı bir örnek vermek istiyorum. Aşağıdaki resme tıklarsanız, tarayıcınızın bir diğer sayfasında açılır. Resmi bilgisayarınıza indirin ve büyültün.</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/g_turcicum.jpg" target="_blank"><img class="size-full wp-image-3444  aligncenter" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/g_turcicum_kucuk.jpg" alt="" width="228" height="314" /></a></span><span style="color: #000000;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu bildiri geçtiğimiz yıl Ağustos ayında düzenlenen 25. Avrupa Araknoloji Kongresinde, Sofia Üniversitesi Biyoloji Bölümünden Dr. Plamen Mitov tarafından sunuldu. Başlıktan da anlaşılacağı üzere yazar ülkemizden bir omurgasız türü tanımlamış. Peki örnekler nereden toplanmış? Tip örneği 1905 yılında Kayseri’den; karşılaştırma örneği ise 1978′de Mersin’den. Örnekler nerede muhafaza ediliyormuş? Avrupadaki müzelerde. Hasılı yazar Türkiye’ye hiç gelmemiş bu türü tanımlayabilmek için. Size ve bakanlığınıza bu tip yüzlerce, binlerce örnek sunabilirim.</span></p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Acaba neden Türkiye’de bu kadar araştırma yapılırken Çevre ve Orman Bakanlığı hala korunması gereken alanlar ve türlerle ilgili bilgilere ve verilere erişemiyor ve sizin deyiminizle o önemli alanlar “sürülüyor”? Acaba vatan hainliği, bir yayın uğruna, bir türe adını vermek uğruna, bazen de sadece yabancı hayranlığından Türkiye’nin korumadan sorumlu kamu kurumları ile paylaşılmayan bilgileri, materyalleri ve verileri yabancılara vermek midir, yoksa Türkiye’nin kendi kaynaklarından kendi insanlarının öncelikle faydalanmasını sağlamayı istemek midir ???</span></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sayın Kılınçarslan, mensubu olduğum <a href="http://www.araknolojidernegi.org.tr/brignoli.php" target="_blank">Araknoloji Derneği</a> 2007 senesinde kuruldu. 2 yıldan bu yana, “Turkish Journal of Arachnology” adlı bilimsel bir dergi de çıkartıyoruz. Araknoloji kapsamındaki tüm hayvan gruplarında (Örümcek, Akrep, Böğü, Otbiçen vs.) çalışan sayın üyelerimiz mevcut. Ulusal basında araştırmalarımızdan dolayı sık sık yer alıyoruz. Dernek olarak bize bugüne kadar bakanlığınızdan bir tek bilgi isteği gelmedi. Ya da Allah aşkına söyleyin hangi meslektaşımdan, hocamdan bilgi istedinizde vermedi bakanlığınıza?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">21. yüzyıldayız. Günümüzde bilgiye ulaşmak en kolay şeylerden bir tanesi. Şayet siz bunlara ulaşamıyorsanız bence hatayı personelinizde arayın. Biz araştırmacılar adeta yırtınırız; “makale yapalımda araştırma neticelerimiz yayınlansın, bulgularımız duyulsun” diye. Bununla beraber makalelerini bakanlığınızla paylaşmak hiç bir biyoloğun asli görevi değildir. Talep gelirse ancak seve seve paylaşılır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ayrıca korunması gereken alanlar hususunda bakanlığın samimiyeti bırakın biyologları tüm Türk milletinin malumudur. Buyrun size yerel basından küçük bir örnek. Lütfen aşağıdaki resmi tıklayınız.</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/akdag.jpg" target="_blank"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3450" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/akdag-300x240.jpg" alt="" width="300" height="240" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yine son yıllarda Biyoçeşitlilik Envater Çalışmalarının ihale edilmesi konu ile ilgili herkesin malumudur. Bu yönetmelik taslağı en çok bu tip ihaleler peşinde koşanlara yarayacaktır.</span></p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Biz birlikte çalışmayı ve üretmeyi öğrenmediğimiz sürece Hollanda Türkiye’nin soğanlı bitkilerini kendine simge yapıp zenginleşmeye devam edecek, Almanya bizim tıbbi bitkilerimizden geliştirdiği ilaçları bize satacak, Türkiye’nin kelebeklerini çalışmak isteyen bilim insanlarımız Almanca öğrenmek zorunda kalacak … örnekler çoğaltılabilir</span></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sayın Kılınçarslan, siz Hayri Duman adını hiç duydunuz mu? Bu toprakların soğanlı bitkilerini korumak adına yıllardır Antalya ve çevresinde yaptıklarını biliyor musunuz? GEF projesi süresince Longoz Bataklıklarında nasıl çalıştığını işittiniz mi? Ya da siz Kelebek Ahmet’i tanır mısınız? PKK’lı teröristlerin bile girmeye imtina ettiği Güneydoğunun derin vadilerinde kelle koltukta ailecek nasıl çalıştığını, bu ülkenin ve hatta mavi gezegenin biyoçeşitliliğine ne tip katkılarda bulunduğunu merak ettiniz mi? Peki ya siz Ersen Aydın Yağmur’u bilir misiniz? Hani şu Dünyanın en zehirli akrebi olan <em>Leiurus abdullahbayrami</em> yi tanımlayan Türk biyoloğu. Suriye zindanlarında yaklaşık bir ay boyunca işkence gördüğünü, üstelik buna Türk Biyolojisi adına katlandığını. Nuri Yiğit’i tanıyorsunuz ama. Onu biliyorum. Peki o Nuri Yiğit’in, Türkiye Kemirgenlerini tespit etmek için neler yaşadığına şahit oldunuz mu? Siz hiç sıçan idrarı kokan bir arabada, Ağustos sıcağında haftalar geçirdiniz mi? Sayın Kılınçarslan, siz benim meslektaşlarımı, hocalarımı tembellikle ve vatan hainliği ile suçladığınızın farkında mısınız?</span></p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yönetmelik öncelikle yabancı araştırmacıların Türkiye’de yaptıkları/yapacakları çalışmaları Türk akademisyenlerle birlikte yapmalarını, sonuçlarını ve elde ettikleri faydaları Türkiye ile paylaşmalarını sağlamayı amaçlıyor. Bu uluslararası hukukta yeri olan bir konudur, Türkiye’nin hakkıdır. Maalesef, söz meclisten dışarı, bazı akademisyenlerimiz yabancıların uluslararası hukuka göre suç olan izinsiz araştırma yapma ve izinsiz biyolojik materyalleri toplama ve götürme fiillerine yardımcı ve aracı olmaktadır.</span></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sayın Kılınçarslan, mevcut yönetmelik taslağına göre bırakın bir akademisyenin sahadan kardelen toplamasını, dağ başındaki çoban köpeğinin kulağındaki keneyi kopartamaz. Yönetmelik taslağını kim hazırladı? Hangi üniversitelerden, hangi sivil toplum kuruluşlarından görüş alındı. Bilmiyorum! Lakin Dünya’nın her yerinde sistematikçiler arasında örnek değiş tokuşu, alış verişi olağandır. Bu bilimin evrensellik kaidesi gereğidir. Ayrıca hala Ulusal Doğa Tarihi Müzesi olmayan bir ülkede, araştırmacının karşılaştırma materyali sıkıntısından dolayı yurtdışına örnek göndermesi (teşhis için) olağandır. Uzmanı olduğum örümcek familyasına ait bana Dünya’nın dört bir yanından örümcek örnekleri geliyor. Teşhislerini yapıyorum ve geri yolluyorum araştırmacılara. Sizin mantığınıza göre bu durumda, bu insanlar hukuk nedir bilmiyorlar. Öyle mi?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Aşağıdaki izin belgesi DKMP Genel Müdürlüğü tarafından şahsımıza verilmiş bir izin belgesidir. Bir şekilde kullanılmasını engellemek için kasten tahrif ettim. Lütfen resmi tıklayıp sayfanın sonundaki şartları okuyunuz.</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/dkmp_izin.jpg" target="_blank"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3465" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/dkmp_izin-218x300.jpg" alt="" width="218" height="300" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deniyor ki “Fauna ve Flora” ya zarar vermeyeceksin. Böylesi aşağılayıcı bir ibare resmi yazıda nasıl bulunabiliyor? Veren mi var? Tespit et onu ve çalışmasına izin verme. Amenna!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Deniyor ki “mihmandar” alacaksın yanına. Allah aşkına hangi taşra personeli mesai bitiminden sonra size eşlik eder? Haydi bir gün etti diyelim. Sonra? Üstelik ben araknoloğum. Gece arazi yaparım. Nasıl olacak? Mağaraya gireceğim. Bu özel eğitim ister, deneyim gerektirir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yine yaşadığım bir olay. Kastamonu için çalışma iznimiz var. Çalıştık. Ankara’ya dönüyoruz. Yolda durduk. Çay içeceğiz. Baktım bir örümcek. İlginç bir şeye benziyor. Aldım. Bir Orman muhafaza memuru geldi yanıma sordu;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">- Çalışma izniniz var mı?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">- Buyrun.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İnceledi uzun uzun. Meğer farkında olmadan Çankırı il sınırını geçmişiz. Jandarmalık olduk.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yabancı uyruklu araştırmacıların ülkede ellerini kollarını sallayarak gezmelerine elbette hepimiz karşıyız. Bu durum mutlaka denetim altına alınmalı. Biyoçeşitlilik konusunda sık sık çalıştaylar, sempozyumlar düzenlenmeli. Burada araştırmacılar, kurum sorumluları bir araya gelmeli. İstişarelerde bulunulmalı. İcabı durumunda etik dışı çalışan yerli ve yabancı araştırmacılar ihbar edilmeli. Hatta men edilmeli. Önlemler alınmalı. Bunlara aklı başında hiç bir biyoloğun karşı çıkacağını ben zannetmiyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Etik dışı çalışan yabancı araştırmacılardan siz bizim kadar muzdarip olamazsınız. Adam geliyor Türkiye’ye. Turisttir diye kimse karışmıyor. Giriyor ormana. Gün boyu örnekleme yapıyor. O gün topladığı örnekleri, ertesi sabah posta ile memleketine yolluyor. İhbar ediyoruz. yakalanıyor. Üzerinde hiç bir şey çıkmıyor. Üstelik adam Alman vatandaşı ya da İngiliz, bilemedin Fransız. Öyle kafana göre sınır dışı da edemiyorsun. Amiyane tabiriyle; “yemiyor”. Biz bunları sık sık yaşıyoruz. Bu tip çalışan onlarca isim verebilirim size.</span></p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Diğer taraftan Türkiye’de işbirliği ve eşgüdüm eksikliği yüzünden pek çok araştırma birbirini tekrar eder nitelikte, bazı konularda ise hiç araştırma yok. Bazıları, yine söz meclisten dışarı, doğada üç beş bireyi kalmış türleri tohum bile vermesine fırsat vermeden söküp “özel” herbaryumlarına götürüyor. Yani bazen kaş yaparken göz çıkartanlar da var. Bilimsel araştırma bireysel merakları tatmin etmek veya bireysel çıkarlar elde etmek için yapılmamalı. Bilimsel araştırmalar toplumun faydasına kullanılabilecek sonuçlar elde etmeli, bu sonuçlar paylaşılmalı ki gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzu yerine getirebilelim. Önemli türler barındıran alanları tarım, turizm gibi amaçlarla kullanıma açmadan önce koruma altına alabilelim.</span></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sayın Kılınçarslan, mevcut yönetmelik taslağını hazırlayanlar henüz Eklembacaklılar şubesinin Omurgasızlara dahil olduğunu bilmeyecek kadar Biyoloji formasyonundan uzaklarken, siz kurum olarak bazı çalışmaların birbirinin tekrarı olduklarına nasıl hüküm verebiliyorsunuz? Bilhassa belirli Omurgasız Hayvan gruplarında hiç araştırma olmadığı doğrudur. Ülkemizde sistematik zooloji alanında ivedilikle doldurulması gereken büyük boşluklar vardır. Lakin yukarıda örneğini verdiğim “Araknoloji” alanında olduğu gibi bu da süreç meselesidir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Omurgasızlar Sistematiği zordur. Bir uzmanın yetişmesi yıllar alır. Masraflıdır. Peki sizin kurum olarak her hangi bir girişiminiz oldu mu bu hususta? Örneğin Türkiye’de “Karasal Tespih Böceği” çalışan hiç kimse yok [son bir iki yılda genç bir  meslektaşım başladıysa bilemem]. Biyoloji bölümleriyle temasa geçip; “Bu konuda açık var. Biz kurum olarak burs sağlayalım, siz öğrenci yetiştirin. İcabında TÜBİTAK ile de protokol yapalım.” gibi.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Eşgüdüm eksikliği diyorsunuz. Ardışık olarak her yıl Ekoloji ve Biyoloji kongreleri düzenleniyor bu ülkede. Kurum olarak katılıp bu eşgüdüm eksikliğini dile getirdiniz mi?</span></p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sonuç olarak, tüm bu sorunlar çözüm bekliyor. Bu sorunların çözümünden en fazla fayda sağlayacak olanlar da Türk akademisyenlerdir. Sorunları reddetmektense çözüm için öneri getirmek gerek.</span></p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bir husus daha var sayın Kılınçarslan! Ben ülkemi imkanlarım dahilinde uluslararası camiada layıkıyla temsil eden bir bilimadamı, Türk biyoloğuyum. Gelgelelim akademisyen değilim. Her hangi bir Biyoloji Bölümü ile doğrudan bağlantım yok. Bilenler bilirler, bu durum Dünya’da çok yaygındır. Adam Avusturya’da bir elektronik fabrikasında mühendis ama aynı zamanda denizel gastropodlar üzerine bir numaralı otorite. Yine bir başkası Almanya’da bir lisede İngilizce hocası fakat Kınkanatlıların bir familyasında Dünya’nın en iyisi. Bir diğeri hademe emeklisi, fosil araknidlerde üzerine yok.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şimdi lütfen söyleyin sayın Kılınçarslan! Sizin yönetmelik taslağınıza göre benim ve benim durumumdaki meslektaşlarımın akibeti ne olacak? Üstelik T.C Anayasasının 27. maddesi; “Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir” derken.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">2008 senesinde meslektaşım Ersen Aydın Yağmur’un Artvin’den bir akrep türüne ait örneklere ihtiyacı vardı. Kendisine çalışma izni verilmedi. Şayet çalışma izni verilseydi epeydir üzerinde çalıştığı bir makaleyi tamamlayabilecekti. Dolayısıyla Ersen’in çalışması aksadı ve makalesinin yayına gönderilmesi gecikti. Ne mi oldu? Üç yabancı meslektaşımız, Türkiye’ye hiç gelmeden, Türkiye’den iki yeni akrep türü <a href="http://www.science.marshall.edu/fet/euscorpius/p2009_82.pdf" target="_blank">tanımladılar</a>. Şayet Ersen’e Artvin’de çalışma izni verilseydi revizyonunu zamanında tamamlayabilecekti. Dolayısıyla o türleri bir Türk tanımlayacak ve türlere ait tip örnekleri Türkiye’de kalacaktı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Son söz; biz kendi ülkemizde ne kadar rahat çalışabilirsek yabancıların ülkemize gelmelerinin o denli önüne geçeriz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Saygılarımla…</span></p>
<p style="text-align: justify;">
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dogatarihi.net/biyolojik-cesitliligin-belirlenmesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rölativite Kuramı</title>
		<link>http://www.dogatarihi.net/rolativite-kurami/</link>
		<comments>http://www.dogatarihi.net/rolativite-kurami/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Mar 2010 00:48:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir Boğaç Kunt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dogatarihi.net/?p=3342</guid>
		<description><![CDATA[20 Mart 1916 tarihinde (94 yıl evvel bugün), 20. yüzyılın en değerli kuramsal fizikçilerinden Albert Einstein’ın, “Annalen der Physik” dergisinde, “Die Grundlagen der allgemeinen Relativitästheorie” başlığıyla bir makalesi yayınlanır (354, 7, 769-822). Almanca metinden de anlaşılacağı üzere makale “Rölativite Kuramı-İzafiyet Teorisi” üzerine olup, ünlü fizikçi bu makalesi ile bilim dünyasına sağladığı katkılardan ötürü 1921 Nobel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="postentry">
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-3424" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/rolativite_teorisi.jpg" alt="" width="344" height="158" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">20 Mart 1916 tarihinde (94 yıl evvel bugün), 20. yüzyılın en değerli kuramsal fizikçilerinden Albert Einstein’ın, “Annalen der Physik” dergisinde, “Die Grundlagen der allgemeinen Relativitästheorie” başlığıyla bir makalesi yayınlanır (354, 7, 769-822). Almanca metinden de anlaşılacağı üzere makale “Rölativite Kuramı-İzafiyet Teorisi” üzerine olup, ünlü fizikçi bu makalesi ile bilim dünyasına sağladığı katkılardan ötürü 1921 Nobel Fizik Ödülüne layık görülmüştür.</span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dogatarihi.net/rolativite-kurami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Taşatan Yaylası, Dysderocrates, Ersen vs…</title>
		<link>http://www.dogatarihi.net/dysderocrates/</link>
		<comments>http://www.dogatarihi.net/dysderocrates/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 03:34:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir Boğaç Kunt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Figen'e Mektuplar]]></category>
		<category><![CDATA[Biyolog]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dogatarihi.net/?p=3335</guid>
		<description><![CDATA[Taşatan Yaylası &#124; Alanya &#124; Antalya Dysderocrates, Dysderidae familyasının hepi topu altı tanecik türü olan bir cinsi. Bu cinse mensup örümcekler Akdeniz havzasında, Balkanlarda dağılım göstermektedirler. Diğer dysderid örümceklere nazaran oldukça iridirler. Türkiye’den bilinen tek türü (ben hiç görmedim) Dysderocrates regina 1988 yılında, Hollanda’lı araknolog Dr. Christa Deeleman-Reinhold tarafından tanımlanmıştır. Efendim, resimde aksakallı gözlüklü beyin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="postentry">
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-3332" title="Taşatan Yaylası | Alanya | Antalya" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/tasatan.jpg" alt="" width="346" height="258" /></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;">Taşatan Yaylası | Alanya | Antalya</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><em>Dysderocrates</em>, Dysderidae familyasının hepi topu altı tanecik türü olan bir cinsi. Bu cinse mensup örümcekler Akdeniz havzasında, Balkanlarda dağılım göstermektedirler. Diğer dysderid örümceklere nazaran oldukça iridirler. Türkiye’den bilinen tek türü (ben hiç görmedim) <em>Dysderocrates regina</em> 1988 yılında, Hollanda’lı araknolog Dr. Christa Deeleman-Reinhold tarafından tanımlanmıştır.</span></p>
<p><span id="more-3335"></span><span id="more-3330"> </span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.esa2008.unibe.ch/fileadmin/esa/gallery/p5/photos/080825%20Cupiennius%20Auditory%20-%20Deeleman-Reinhold%20&amp;%20Platnick.jpg" target="_blank"><img class="size-full wp-image-3339  aligncenter" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/Deeleman-Reinhold.jpg" alt="" width="346" height="230" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Efendim, resimde aksakallı gözlüklü beyin [-ki o tüm zamanların en iyi örümcek bilimcisi (Örümceklerin Efendisi - Lord of the Spiders) Dr. Norman Platnick'dir] karşısında oturan hanımefendi yukarıda adı zikredilen Dr. Christa Deeleman-Reinhold’un ta kendisidir. Bu arada <em>Dysderocrates regina</em> yine Hollanda’lı speleologların (mağara bilimciler) 1987′de Türkiye’de gerçekleştirdikleri arazi çalışmaları esnasında toplanıp yurtdışına götürülmüştür.</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-3344" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/dysderocrates.jpg" alt="" width="346" height="228" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Herneyse… 2010. Ocak ayının 9. günü sabahı Ersen beyin erken kalkma güçlüğünden ötürü yola koyulduğumuzda saat 11:00′e geliyordu. Taşatan yaylasına çıkacaktık. Şu günlerde hala yeni bir türünü tanımlamakla meşgul olduğumuz <em>Maimuna</em> cinsi örümcek için fazladan erkek örneğe ihtiyacımız vardı. Geçen sene bölgede yaptığımız arazi çalışmaları esnasında bahsettiğim türe ait bolca dişi örnek bulmuştum lakin erkek sayısı azdı. Ayrıca müstakbel makalemizde kullanılmak üzere kaliteli habitat fotoğrafları gerekiyordu.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Alanya Otogarında, Ersen’in bilet işlerini hallettik önce. Geçen yaz Altuğ’la yana yakıla aradığımız yayla yolunun yeni çıkışını bildiğim için  bu kez zorlanmadık. Vurduk yayla yoluna. Altımızdaki araba da iyiydi. Kiralamıştık. Ersen’in emektar Toros’u İzmir’de istirahat halindeydi. Yine geçen yaz, az mı rezil etmişti bizi? Toros dağlarının kuş uçmaz kervan geçmez bir yerinde aks kırmış <span style="color: #ff0000;"><strong>↓</strong></span></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/tastatan_ariza.jpg" target="_blank"><img class="aligncenter size-full wp-image-3386" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/tastatan_ariza.jpg" alt="" width="346" height="258" /></a></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/artvin_ariza.jpg" target="_blank"><img class="aligncenter size-full wp-image-3388" title="Altuğ | Artvin 2009" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/artvin_ariza.jpg" alt="" width="346" height="258" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Artvin’de durduk yere tekerini patlatmıştı <span style="color: #ff0000;"><strong>↑</strong></span> . Buna rağmen hakkını yememek lazım Türk Zoolojisine sağladığı yararlılıklar saymakla bitmez.  Bitemez!</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Taşatan yaylasının benim için ayrı bir değeri vardır. Güzelliğine güzeldir ama farklı bir çekiciliğe sahiptir aynı zamanda. Ulaşılması zordur, yolları meşakkatlidir. Adı üzerinde; Taşatan. Hafife alırsanız canınızı acıtması an meselesidir. Barındırdığı kurdu, kuşu; börtü böceği bir yana bırakacak olursak herhalde en çok babam sever Taşatan yaylasını. Yollarını tarif ederken dalar gider, heyecanlanır; çam olur dinelir, kekik olur tüter. Badem ağacına doğru akan kara bir yılandır. Uzun çok uzun yıllar evvel bir arkadaşıyla Hasan ağabeyin alabalık çiftliğinde besledikleri yengeçlere sıra geldiğinde hele… Keyfine diyecek olmaz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İlk istasyon çalışmamız oldukça verimli geçmişti. Sevmediğimden dolayı eldiven giymemek hususunda direnmiştim. Kurumuş çam pürleri parmak uçlarımı delik deşik etmişti. Canım yanıyordu. Bununla beraber bir dünya erkek <em>Maimuna</em> toplamıştık. Ayrıca ne idüğü belirsiz o an <em>Harpactea</em> zannettiğim (şu an <em>Hygrocrates</em> cinsine ait olduklarını bildiğim) bir kaç canlı Dysderidae örneği de toplamıştım. Ersen bir çam gövdesine işemekle meşgulken, ben sevgili karımı özlediğimi farkettim. Telefon çekmiyordu, hat yoktu. Türksele sövdüm.</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-3395" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/cis.jpg" alt="" width="346" height="259" /></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;">Tipik Arazi Çalışması Geyiği<br />
İşeyen Türk Zooloğu</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">1000 küsür kilometreyi bir kaç örümcek toplamak için tepip, istediğinizi almışsanız şayet keyfinize diyecek olmaz. Avrupalı meslektaşlarımla sık sık yaşadığımız bir tartışma konusudur bu aynı zamanda. Elimde bir örümceğin sadece erkeği vardır, dişisi yoktur ya da tam tersi. Bazen örnek sayısı azdır. Adam misalen Hollandalıdır ya da Makedonyalı. Der ki; git topla canım ne olacak? Kendisi kıç kadar ülkede ikamet eder ve ahkam keser “git topla” diye. Düşünün Artvin’e, Kars’a, Edirne’ye  insan ha deyince nasıl gider? Üstelik Türkiye’nin ekonomik ve sosyal şartları altında.</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/tasatan_cesme.jpg" target="_blank"><img class="aligncenter size-full wp-image-3398" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/tasatan_cesme.jpg" alt="" width="346" height="271" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İkinci istasyonumuz birincinin yaklaşık beş kilometre ilerisiydi. Yolda durup elimizi yüzümüzü yıkadık. Soğuk su kevgire dönen parmak uçlarıma iyi geldi.</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/ikinci_istasyon.jpg" target="_blank"><img class="aligncenter size-full wp-image-3401" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/ikinci_istasyon.jpg" alt="" width="346" height="227" /></a></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;">İkinci İstasyon</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ben çalışmaya başlamadan evvel yolun aşağısına inip (kırmızı çarpı; sarı raptiye Ersen’in çalıştığı ve gps ile koordinat aldığı nokta) bir sigara yaktım. Elim telefonuma gitti. Hâlâ hat yoktu. Bir daha sövdüm. Bu esnada Ersen’in sesini duydum. “Kadir burada öküz gibi dysderidler var” diye bağırıyordu. “De get” dedim kendi kendime. “En büyük <em>Dysdera</em>, o da bir bilemedin bir buçuk santimetre”. Sigaramı bitirip, aspiratörümü boynuma astım. Boş bir tüpe alkol koydum. Gerindim ve zeminde sürünme pozisyonumu aldım.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Şanslı günümdeydim. Kaldırdığım ilk taşın altından dişi bir <em>Chaetopelma</em> çıktı. Onunla uğraştım epeyce. Fotoğrafını çekmeye çalıştım, beceremedim. Bir sonraki taşın altında onu gördüm. Ersen’in “öküz gibi” dediği dysderid örümceği.</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><a href="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/tasatan_dysderocrates.jpg" target="_blank"><img class="aligncenter size-full wp-image-3404" title="Dysderocrates sp." src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/tasatan_dysderocrates.jpg" alt="" width="346" height="258" /></a></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Hakikaten öküz gibiydi. Birinci yürüme bacağının femoral dikenleri dikkatimi çekti. Bu özelliği bile onu benim tanıdığım diğer dysderid örümcek cinslerinden ayırmaya yeterliydi. O an emin olamasam da ilk kez bir <em>Dysderocrates</em> gördüğümü düşündüm. Aynından bir kaç örnek daha topladım. Tüm çabalarıma rağmen erkek bulamamıştım. Dua ettim, “umarım Ersen’e denk gelmiştir” diye. Oysa denk gelmemişti ne yazık ki, bunu ancak Ankara’ya dönünce anlayabildim.</span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-3406" title="Bendeniz | Kadir Boğaç Kunt" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/kunt_tasatan.jpg" alt="" width="346" height="501" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">İstediğimizden fazlasını elde etmiştik. Manzaranın tadını çıkarta çıkarta dönüş yoluna koyulduk. Bir kaç yerde durup mis gibi çam havasını çektik ciğerlerimize. Ne Ersen İzmir’de bulabilirdi bu havayı, ne ben Ankara’da. Yüce Yaradana dua etmeyi de unutmadım bu arada; “bir kez daha görmeyi napis eyle Taşatanı” diye.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu arada bu yazıyı bugün (18 Mart 2010) kaleme almamın iki nedeni var. Birincisi, 95 yıl evvel bugün (18 Mart 1915) canlarını ortaya koyarak emperyalist güçlere geçit vermeyen kahramanlara bu güzel yurdu bize emanet ettikleri için teşekkür etmek. İkincisi ise bugün doğum günü olan sevgili dostum, kardeşim ve meslektaşım Ersen Aydın Yağmur’a yeni yaşında mutluluklar dilemek.</span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dogatarihi.net/dysderocrates/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biyoçeşitliliğin Korunması</title>
		<link>http://www.dogatarihi.net/biyocesitliligin-korunmasi/</link>
		<comments>http://www.dogatarihi.net/biyocesitliligin-korunmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 23:35:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir Boğaç Kunt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa Koruma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dogatarihi.net/?p=3328</guid>
		<description><![CDATA[Dün geç saatlerde Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi ve Biyologlar Dayanışma Derneği yönetim kurulu başkanı Prof. Dr. Sayın Nuri Yiğit hocamdan bir e-posta aldım. Her kelimesinin altına bizzat imzamı atabileceğim bu e-postayı hocamın izni olmadan yayınlama cüretinde bulunacak kadar heyecanlıyım. Umarım mazur görür. Konu hakkında önümüzdeki günlerde acizane ben de fikrimi beyan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dün geç saatlerde Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi ve <a href="http://www.biyologlar.org.tr/" target="_blank">Biyologlar Dayanışma Derneği</a> yönetim kurulu başkanı Prof. Dr. Sayın Nuri Yiğit hocamdan bir e-posta aldım. Her kelimesinin altına bizzat imzamı atabileceğim bu e-postayı hocamın izni olmadan yayınlama cüretinde bulunacak kadar heyecanlıyım. Umarım mazur görür. Konu hakkında önümüzdeki günlerde acizane ben de fikrimi beyan edeceğim. Ancak şimdi o e-postayı paylaşmak istiyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span id="more-3328"></span></span><span style="color: #000000;">Değerli meslektaşlarım,</span></p>
<div class="postentry">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">E-mailimi özellikle sistematik-ekoloji çalışan meslektaşlarımın ve Çevre bakanlığında konuyla ilgisi olma olasılığı bulunan arkadaşlarımın dikkatini çekmek için yazıyorum.</span></p>
<ul>
<li style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"> Çoğunuz duymamış olabilirsiniz Bakanlık Biyoçeşitliliğin korunması için bir yönetmelik taslağı hazırlamıştır. Taslağı dikkatlice okuduğunuz zaman sanki kasıtlı olarak bilimsel çalışmaları engellemek amacıyla özel olarak düzenlediği izlenimi ediniyorsunuz. Bu taslağa göre bilim insanı yerden bir ot koparacaksa veya bir hayvan yakalayacaksa / gözleyecekse aylar öncesinden izin alacak ve araziye mihmandarla çıkacak, bu kurala uymazsa da ödeyeceği para cezası taslağı yanlış okumadıysam 1 milyon eurodur.</span></li>
<li style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu ülkede her gün toplarca ağaç kesilmekte, stepler sürülüp tahrip edilmekte, koyunlara yedirilmekte, tonlarca zehir tarlalara atılarak hayvanlar zincirlemesine öldürülmekte, koruma altındaki kuşlar, ayılar avlanmaktadır.</span></li>
<li style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Durum buyken birileri bilim insanın zor şartlar altında sürdürmeye çalıştığı biyoçeşitlilik çalışmalarına gözünü dikmiş, çalışmaları engelleyici, izin kisvesi altında pratikte çalışma yapılamasını olanaksız hale getiren bir dizi kuralı ve bürokrasiyi yürürlüğe koymaya / dayatmaya çalışmaktadır (Ben sadece bir etik kurul belgesini 3 gün geç verdiğim için bir projeme 1.5 yıl geç başladım, bunun hesabını kim verecek ! bu işler bu kadar ucuz mu). Yani bakanlığın bir memuru (avcılığı kontrol alına alamayan) devletin Akademik personelinin nerede, nasıl, ne zaman, ne şekilde çalışacağını sınırlayacak / izin verecek üstelik başına bir de mihmandar koyacaktır.</span></li>
<li style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Arazi çalışmalarının özel koşulları vardır, kesin saatle, tarihle olmayacağını bütün arazi çalışanlar bilir, ancak doğaldır koltuğunda oturan bürokrat bilmeyebilir. Ancak bir bilenen sorması gerekir.</span></li>
<li style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Değerli arkadaşlar taslağı edinin ve okuyun gerekli itirazınızı yapın…. BİR DELİ HİKAYESİNİ unutmayın zira taşı kuyudan çıkartmak çok zor olabilir.</span></li>
<li style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">YÖK kanununa göre bilim insanının araştırma yapması engellenemez. Bu taslak arazide çalışma yapmayı engelleyici hükümler içermektedir. Düzenlemeden çok yasaklamacı bir tarz da yazılmıştır.</span></li>
<li style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dernek başkanı olarak bu yönetmelik çıkarsa 2 yönlü mahkeme açacağız (1. İptal davası, 2. Sorumlular hakkında devlet çıkarlarına zarar vermekten, kanunlara aykırı yönetmelik çıkartmaktan suç duyurusunda bulunacağız)</span></li>
</ul>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #000000;">Saygılarımla</span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #000000;">Prof. Dr. Nuri Yiğit</span></p>
<p style="text-align: justify;">~~~~~~</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yönetmelik taslağına <a href="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads/biyolojik_cesitliligin_belirlenmesi.pdf" target="_blank">buradan</a> ulaşabilirsiniz. Bana gönderen değerli meslektaşım, kardeşim Pınar Yıldız’a çok teşekkür ederim. K.B.Kunt.</span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dogatarihi.net/biyocesitliligin-korunmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bay Darwin&#8217;in Gizemli Örümceği</title>
		<link>http://www.dogatarihi.net/darwinin-gizemli-orumcegi/</link>
		<comments>http://www.dogatarihi.net/darwinin-gizemli-orumcegi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 23:13:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir Boğaç Kunt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dogatarihi.net/?p=3286</guid>
		<description><![CDATA[Leucauge decorata Tetragnathidae familyasına mensup Leucauge cinsi örümcekler (Orchard Spiders &#124; Bağ Örümcekleri) pantropikal bölgede dağılım gösterirler. Vücut ve bacak şekilleri; gümüşi, siyah ve sarı desenli bedenleri ile Leucauge dişilerini diğer örümceklerden ayırt etmek son derece kolaydır. Güzellikleri dillere destandır. Yine dördüncü yürüme bacaklarının femurları üzerindeki iki sıralı, uzun ve silindir şeklindeki tüyler cinsin karakteristiklerindendir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><img class="aligncenter" src="http://www.dogatarihi.net/images/leucauge_decorata.jpg" alt="Leucauge decorata (Blackwall, 1864)" width="300" height="200" /></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><em>Leucauge decorata</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tetragnathidae familyasına mensup<em> Leucauge</em> cinsi örümcekler (Orchard Spiders | Bağ Örümcekleri) pantropikal bölgede dağılım gösterirler. Vücut ve bacak şekilleri; gümüşi, siyah ve sarı desenli bedenleri ile <em>Leucauge</em> dişilerini diğer örümceklerden ayırt etmek son derece kolaydır. Güzellikleri dillere destandır. Yine dördüncü yürüme bacaklarının femurları üzerindeki iki sıralı, uzun ve silindir şeklindeki tüyler cinsin karakteristiklerindendir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span id="more-3286"></span></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/4/4e/Spider_wyn2.jpg/800px-Spider_wyn2.jpg" target="_blank"><img class="aligncenter size-medium wp-image-3291" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/leucauge_tesellata-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a></span></p>
<p id="firstHeading" style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><em>Leucauge tessellata</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dün &#8220;Zootaxa&#8221; dergisinde; Dimitar Dimitrov ve Gustavo Hormiga imzasıyla &#8220;Mr. Darwin’s mysterious spider: on the type species of the genus <em>Leucauge</em> White, 1841 (Tetragnathidae, Araneae)&#8221; başlıklı bir makale yayınlandı (2396: 19–36). Makalenin içeriği başlığından da anlaşılacağı gibi, <em>Leucauge</em> cinsinin tip türünün yeniden ele alınması üzerine. Lakin makalenin başlığında benim dikkatimi çeken kısım &#8220;Bay Darwin&#8217;in Gizemli Örümceği&#8221; ibaresiydi. Normalde familya ve cins ilgi alanım olmamasına rağmen (zira ülkemizde ne yazık ki <em>Leucauge </em>cinsi örümcekler dağılım göstermiyorlar) makaleyi değerli meslektaşım Dimitar Dimitrov&#8217;dan istedim. Sağ olsun hemen yolladı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><em>Leucauge</em> cinsi niçin Darwin&#8217;in gizemli örümceğiydi? Bu makalenin giriş kısmında açıklanıyordu. Şöyle ki; 1832 yılının Mayıs ayında Beagle seyahati esnasında Charles Darwin, Rio de Janeiro (Brezilya) kıyılarından parlak renkli, uzunca abdomenli bir örümcek yakalar. Darwin arazi günlüklerinde yakaladığı bu örümceğin ağ mimarisinden ayrıntıyla bahseder ve onun hakkında şu cümleyi kullanır; &#8220;&#8230;.. arkadan gelen ışığın eşliğinde parıldayan bir yakut gibiydi&#8230;..&#8221; Ayrıca kendisi bu örümceğin <em>Epeira</em> cinsi ile akraba olabileceğini düşünür ve ona Latince &#8220;parıltılı ışık&#8221; anlamına gelen <em>Leucauge</em> adını verir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dişi <em>Leucauge </em>1841 yılında, o dönem British Museum&#8217;un Zooloji bölümünde asistan olan ve Darwin ile Beagle seyahatinin Avustralya ayağına da  katılan entomolog-karsinolog &#8220;Adam White&#8221; tarafından <em>Linyphia (Leucauge) argyrobapta</em> adı ile bilim dünyasına tanıtılır. Adam White&#8217;ın deskripsiyonu tek eşey (dişi) üzerindendir ve türe ait tanımlayıcı çizimleri içermemektedir. Yaşayan efsanevi araknologlardan Herbert Levi, 1980&#8242;de British Museum&#8217;da yürüttüğü çalışmalar esnasında türün Darwin tarafından toplanan tip örneğinin kayıp olduğunu rapor eder. Nitekim Dimitar Dimitrov ve Gustavo Hormiga da tip örneğini bulamazlar ve Levi&#8217;nin bu kaydını teyid ederler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Dimitrov ve Hormiga bu tespitlerinin ardından neotip belirlemek amacıyla Rio de Janeiro&#8217;daki Ulusal Doğa Tarihi Müzesinde, Charles Darwin&#8217;in  1832&#8242;de arazi çalışması yaptığı alandan toplanmış tüm <em>Leucague</em> örneklerini incelerler. Yukarıda da belirttiğim gibi Adam White deskripsiyonunda çizim vermemiştir. Bununla birlikte Darwin&#8217;in arazi günlüklerinde canlı örnek üzerinden yaptığı türe ait tanımlamalar çok detaylıdır. Uzun incelemelerden sonra Dimitrov ve Hormiga, <em>Leucague argyrobapta</em> (White, 1841)&#8217;nın esasında Kuzey ve Güney Amerika kıtalarında çok yaygın bir tür olan <em>Leucauge venusta </em>(Walckenaer, 1841) olduğuna karar verirler. Makalenin geri kalanı teknik detaylar.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Burada Darwin&#8217;in muhteşem gözlem gücüne bir kez daha dikkat çekmek istiyorum. 178 yıl evvel aldığı notlar günümüzde bir bilimsel problemi çözebilecek netlikte. Evrim Teorisine sıcak bakarsınız ya da bakmazsınız ama onu elinde içki şişesi, Beagle&#8217;ın güvertesinde naralar atan bir sarhoş olarak insanlığa tanıtmayı ibadet sayan obsesif şahsiyetlere ders olması dileğiyle.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dogatarihi.net/darwinin-gizemli-orumcegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlık Çalışanlarının Sorunları</title>
		<link>http://www.dogatarihi.net/saglik-calisanlarinin-sorunlari/</link>
		<comments>http://www.dogatarihi.net/saglik-calisanlarinin-sorunlari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 21:36:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir Boğaç Kunt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Biyolog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dogatarihi.net/?p=3278</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Sağlık Çalışanlarının Sorunları ve Çözüm Yolları Sempozyumu&#8221;, 12–13–14 Mart  2010 tarihlerinde Ankara Kızılcahamam Asya Termal Tesisleri’nde düzenlenecektir. Sempozyumun ağ sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Düzenleme komitesi tarafından kaleme alınan yazı ise aşağıda. Umarım mesleki kuruluşlarımız sempozyuma katılıp sağlık sektöründe çalışan biyolog meslektaşlarımızın sıkıntılarını dile getirirler. Ülkemizde sağlıkta dönüşüm programı ile birlikte yaşanan gelişmeler, sağlık alanındaki birçok bileşeninin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><span style="color: #000000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-3279" src="http://www.dogatarihi.net/wp-content/uploads//2010/03/saglikta_vizyon.jpg" alt="" width="260" height="139" /></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">&#8220;Sağlık Çalışanlarının Sorunları ve Çözüm Yolları Sempozyumu&#8221;, 12–13–14 Mart  2010 tarihlerinde Ankara Kızılcahamam Asya Termal Tesisleri’nde düzenlenecektir. Sempozyumun ağ sayfasına<a href="http://www.sagliktavizyon.org/" target="_blank"> buradan</a> ulaşabilirsiniz. Düzenleme komitesi tarafından kaleme alınan yazı ise aşağıda. Umarım mesleki kuruluşlarımız sempozyuma katılıp sağlık sektöründe çalışan biyolog meslektaşlarımızın sıkıntılarını dile getirirler.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span id="more-3278"></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Ülkemizde sağlıkta dönüşüm programı ile birlikte yaşanan gelişmeler, sağlık alanındaki  birçok bileşeninin yanısıra  özellikle ve daha çok sağlık çalışanlarını etkilemektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sağlık sistemi içerisinde son dönemlerde göze çarpan en önemli husus, sağlık hizmetlerindeki ciddi talep artışıdır. Bu artışla birlikte hizmet kalitesinin hedeflenen seviyede seyretmesi için sağlık çalışanlarının hizmet üretim politikalarının merkezine alınması gerekmektedir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sağlık hizmeti talebinin ve hizmetteki beklentilerin artmasıyla her geçen gün daha da büyüyen sağlık personeli ihtiyacı devleti sadece istihdam planlaması ile karşı karşıya bırakmamaktadır. Aynı zamanda istihdam edilen bu personelin nitelikli bir şekilde yetiştirilmesi, ideal çalışma koşullarının oluşturulması, görevlendirmede aile ve sosyal bütünlüğün sağlanmasına dikkat edilmesi ve özlük haklarının iyileştirilerek korunmaya devam edilmesi bir hak ve zaruret olarak önümüze çıkmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Tüm  bu  ilke  ve kriterler göz önünde bulundurulduğunda düzenleyeceğimiz sempozyumun hedef kitlesi  olarak sağlık çalışanlarını temsilen katılımcılar, çalışanların sorunlarının çözümü hususunda yetkili politika üreticileri ile sağlık sisteminin yöneticileri durumundaki il sağlık müdürlerimiz, il sağlık müdür yardımcılarımız, şube müdürlerimiz, hastane başhekimlerimiz, başhekim yardımcılarımız, hastane müdürlerimiz, hastane müdür yardımcılarımız ve başhemşirelerimiz ön plana çıkmaktadır.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Sempozyumun konu ve konuşmacılarını seçerken  yukarıda ifade ettiğimiz değerli sağlık çalışanlarımızın temel sorunlarının çözümüne çok önemli katkılar sağlama hedefi ile hareket ettik.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Programımızın bu hedefi gerçekleştirme amacına hizmet etmesini umuyoruz.</span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #000000;">Düzenleme Komitesi Adına<br />
Mahmut KAÇAR<br />
Sağlık-Sen Genel Başkanı</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dogatarihi.net/saglik-calisanlarinin-sorunlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biyolog İstihdamı</title>
		<link>http://www.dogatarihi.net/biyolog-istihdami/</link>
		<comments>http://www.dogatarihi.net/biyolog-istihdami/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 03:02:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir Boğaç Kunt</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Biyolog]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dogatarihi.net/?p=3271</guid>
		<description><![CDATA[Biyologlar Dayanışma Derneği&#8217;nden meslektaşım Tarık Patıhan bey; derneğin ağ sayfasına (tıkla) &#8220;Kamuda Az da Olsa Biyolog İstihdamı&#8221; başlıklı bir haber eklemiş. Haberin altına yorum yazan &#8220;Selçuk&#8221; adlı bir diğer meslektaşım ise, Abbas Güçlü&#8217;nün ağ sayfasına bağlantı vermiş. Verdiği bağlantı bir oylamaya ait. Oylamanın başlığı yine &#8220;kamuda biyolog alımı&#8221; ile alakalı. Yazıyı aynen aktarıyorum; &#8220;Sayın Abbas [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Biyologlar Dayanışma Derneği&#8217;nden meslektaşım Tarık Patıhan bey; derneğin ağ sayfasına (<a href="http://www.biyologlar.org.tr/" target="_blank">tıkla</a>) &#8220;Kamuda Az da Olsa Biyolog İstihdamı&#8221; başlıklı bir haber eklemiş. Haberin altına yorum yazan &#8220;Selçuk&#8221; adlı bir diğer meslektaşım ise, Abbas Güçlü&#8217;nün ağ sayfasına bağlantı vermiş. Verdiği bağlantı bir oylamaya ait. Oylamanın başlığı yine &#8220;kamuda biyolog alımı&#8221; ile alakalı. Yazıyı aynen aktarıyorum;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span id="more-3271"></span></span><span style="color: #000000;">&#8220;Sayın Abbas Güçlü, kamuda biyolog alımı yok denecek kadar azdır. Senede üç bin biyolog mezun olmaktadır. Bütün bilimlerin temeli olarak görülen biyolojide ne yazık ki devlet tarafından istihdam edilmemekteyiz. Biyolog arkadaşlar gardiyan, polis, memur, hizmetli, zabıta, itfayeci, askeri personel olmaktadır. Bu nitelikli personelin elit durumdan atıl pozisyonda çalıştırılması gerekmiyor mu? Adli tıp kurumu, Çevre ve Orman Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Kriminal Lab., Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlıgı, Tarım Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Denizcilik Müşteşarlığı, İller Bankası, Gümrük Müşteşarlığı ve bir çok bakanlıkta biyolog kadrosu bulunmaktayken neden biyolog alımı olmamaktadır?&#8221;</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Yazıyı yazan meslektaşım, &#8220;Bu nitelikli personelin elit durumdan atıl pozisyonda çalıştırılması gerekmiyor mu?&#8221; demekle neyi kastetmiş doğrusu anlamadım. Gelgelelim iyi niyetli bir isyan. Meslektaşımızın yukarıda ifade ettiği fikirlere olumlu oy vermek için <a href="http://abbasguclu.com.tr/apps/complainvote.aspx?soru=8884&amp;Vote=Ok" target="_blank">burayı</a> tıklayabilirsiniz.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;">Bu arada bir yılda mezun olan biyolog adedi 3000 olarak zikredilmiş. Hemen her Fen-Edebiyat Fakültesinde bir &#8220;Biyoloji Bölümü&#8221; olduğunu varsayarsak, bu rakam uçuk değil. Buna rağmen hala 2. eğitim Biyoloji bölümleri açılıyor. Duyuyoruz&#8230; Ben şahsen bu durumu esefle karşılıyorum. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dogatarihi.net/biyolog-istihdami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
