Devam

Son yazımı yayımlayalı üç yıl olmuş. Hatta üç ay da geçmiş neredeyse. Oysa on yılı aşkın bir süre evvel ilk kez blog yazmaya başladığımda ne kadar üretkendim. Facebook, Twitter ve benzeri sosyal ağlar sanırım blog yazarlığının sonunu getirdi.

Esasında bir süre evvel bu bloğu kapatmayı ciddi ciddi düşündüğüm de oldu. Hatta bazı çok değer verdiğim yazılarımı ileride çeşitli bilimsel ya da popüler dergilere gönderir, yayımlanmalarını sağlarım düşüncesiyle bloğun arşivinden tamamen kaldırdım. Üstelik döviz kurlarında meydana gelen son artışlarla sitenin masrafları da epey artmış ve bütçemi zorlamaya başlamıştı.

Geçtiğimiz günlerde genç bir meslektaşımdan bir e-posta aldım.

Sevgili Boğaç Hocam,

Bundan 4 yıl önce, henüz üniversite 1. sınıfta sudan çıkmış balık iken Antalya’da sizinle iletişime geçmiştim ve sonrasında beni evinize davet edip çok güzel bir şekilde ağırlamış ve önemli tavsiyelerde bulunmuştunuz.

Size bu mail’i yazma sebebim üniversiteyi bitirdim ve Almanya’da Max Planck Institute of Marine Microbiology‘den tam burslu olarak yüksek lisans kabul aldığımı haber vermek istememdir.

Benim için çok büyük bir başarı olan bu olayın gerçekleşmesinde ilk ve en büyük katkılardan birisi size aittir. Bana “önemli olan hangi organizma ile çalıştığın değil, bilim yapman” dediğiniz günden itibaren aldığım ve alacağım kararlarda bu cümlelerin etkisinden kurtulamadım ve genel eğilimin tıbbi genetik vb. çalışma alanları olmasına karşın beni en çok heyecanlandıran alana, deniz mikrobiyolojisi, yönelmemde ilk ve önemli bir paylardan birisi size aittir.

Sizinle tanıştıktan sonra yaşama karşı duruşunuz ile gerçekten bana ve eminim ki daha başkalarına da örnek oluyor, ilham veriyorsunuz.

Figen Ablaya çok selamlar, İyi ki sizin gibi insanlar var!

Yanıt olarak şunları yazdım bu genç meslektaşıma.

Sevgili yavrum…

Mesajın beni fazlasıyla duygulandırdı. Çok sevindim, onur duydum. Yaşamının her anı ve alanında başarı ve kolaylıkların seninle olmasını diler, hasretle sarılır, gözlerinden öperim.

Yüce Tanrı bana nefes verdiği sürece dostluğumla yanındayım, her ne zaman ister, ihtiyaç duyarsan.

Ulu önder ne güzel dile getirmişti “Bütün ümidim gençliktedir” diye. Evet bütün ümidimiz gençlikte. Türk Biyolojisini girdiği çıkmazdan aşırtacak olanlar neticede bu gençler.Peki bu durumda bizlere düşen gençlere ümit vermek olmamalı mı? Olmalı elbette. Ama boş beleş hayaller, zaman kayıpları vs. değil, ümit. Hani şu ruhun vazgeçilmez ihtiyaçlarından olan.

Hasılı kelam, bloğuma yazmaya devam edeceğim. Çok sık olmayacak belki. Ayda bir, iki.