Teşekkürler BUMAD

Boğaziçi Uluslararası Mağara Araştırma Derneği; camiadaki kısa adı ile “BUMAD”. Bu arkadaşlar kendilerini şöyle ifade ediyorlar; “2007 yılında kurulan Boğaziçi Uluslararası Mağara Araştırma Derneği (BUMAD),  üyelerinin çoğunluğu 1973 yılından bugüne Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü (BÜMAK) ile faaliyetlere katılmış, ülke çapında speleoloji bilimine ilgi duyan kişilerin katılımıyla ulusal ve uluslararası mağara araştırma faaliyetleri düzenleyen bir dernektir.”

Çocukluğumu Dünya cenneti Alanya (Antalya)’nın, adam yutan bataklıklarında; bir elinde Jules Verne kitapları, diğer elinde pazar filesinden bozma atrap ile kelebek ve börtü böcek peşinde koşan bir ademoğlu olarak geçirdim. Nereden bilirdim o yıllarda bir ömrün böyle geçeceğini?

Hayal meyal hatırlıyorum ancak Jules Verne, romanlarında sık sık bilimsel cemiyetlerden bahsederdi. Bu cemiyetlerin üyelerini tasvir ederken aniden ciddileşir, ağır ağdalı bir dil kullanmaya başlardı. Çocuk aklı işte veyahut benim süslü hayal dünyam… Böylesi saygın bilimsel cemiyetlerin, saygıdeğer üyeleri yerine koyardım kendimi. Bilimsel keşifler peşinde koşar; dağlar denizler aşardım. Sonunda düştüğüm hep bir lağım çukuru olurdu… Eve dönüşlerde anneciğimden yediğim tokyolar* da cabası.

90’lı yıllar. Ankara. Toy bir doğa bilimciyim. Sevgili Murat Bilecenoğlu ile Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD)’nin, o dönem Emek’teki dernek binasına giderdik. Saygı ve hayranlıkla izlerdim, uzaktan uzağa Gökhan Türe ağabeyi. O Kaptan Grant olurdu, karşısındaki takım elbiseli muhatabı coğrafyacı Paganel.

Sene 2004. İlk ayları. Niğde’deyim. Biyoloji bölümünde bir oda. Gecenin bir yarısı. Açım, üşümüşüm. Sigaram da yok. Çay mı? Hayal ülkesindeki nehrin diğer adı. Hangi vesile ile bilmiyorum ama Bümak’ın ağ sayfasında geziniyorum. Her halde o gece okumuştum Fatih Altaylı’nın, merhum “Mehmet Ali Özel” hakkında Hürriyet gazetesinde yayınlanan yazısını. İçimde merhuma ve Bümak üyelerine dair derin bir saygı uyanmıştı. Onlar bir anda çocukluğumun en saygıdeğer kahramanları oluvermişlerdi. Bilinmeyeni keşfedip insanlığa tanıtabilme arzusu ile kendi canlarını feda edebilecek kadar asildiler. Ve o soğuk Niğde gecesinde dua etmiştim yüce yaradana; “bir gün bu insanlarla yolumu kesiştir” diye.

Yıllar sonra duam kabul oldu; yollar kesişti, gönüller bir oldu. Güzel şeylerin altına imza atıldı, elele, emekle. İleride yapılacak büyük işlerin mayası çalındı. Ve bugün bir e-posta düştü bilgisayarıma. E-postada, o kahramanlardan bir tanesi diyordu ki bana; “sen artık bizim cemiyetimizin onursal üyesisin…”

Onursal Üye. Yani varlığım onlara onur verecekmiş. Estağfurullah! O büyük onur bana ait. Şeref duydum.

* Tokyo: 1980’li yıllarda çok yaygın olarak kullanılan beyaz plastikten imal edilen terlik.