Biyolojik Çeşitliliğin Belirlenmesi

Bilimsel çalışma alanında her çaba bir katkıdır, bilgi ufuklarında yeni yönelişlere yol açan büyük bir buluş bile olsa. İşte bu nedenlerle bilimsel bilginin yayılmasını sınırlamaya ya da durdurmaya yönelik her çaba bilimin ve uygarlığın ilerlemesine yönelik ciddi bir tehdittir. Frederic Joliot-Curie (Hep Aranızda Olacağım. Güney Gönenç. Yordam Kitap. Sf: 49)

18 Mart 2010 tarihinde yayınlanan “Biyoçeşitliliğin Korunması” başlıklı yazımıza, sayın Hüsniye Kılınçarslan hanımefendi tarafından yazının yayınlanmasından bir gün sonra yorum yapıldı. Yazıyı ve ilgili yorumu okumak için burayı tıklayabilirsiniz. Hanımefendi anladığım kadarıyla meslektaşımız (biyolog), aynı zamanda Çevre ve Orman Bakanlığı görevlisi.

Açık adı; “Biyoçeşitliliğin Belirlenmesi, İncelenmesi, Araştırılması ve Gözlemleme Amacına Yönelik Faaliyetlerin ve İzinlerin Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik” olan yönetmelik taslağını eleştiren ve yukarıda bağlantısı verilen sayfada yer alan, Prof. Dr. Nuri Yiğit hocamın e-postasının her kelimesinin altına imzamı atacağımı o gün zikretmiştim. Bu sözümün sonuna kadar arkasındayım. Bu sebeple sayın Hüsniye Kılınçarslan hanımefendinin yorumlarına dair edecek bir kaç çift sözüm var.

Türkiye’nin biyoloji bölümlerinde Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği ile ilgili Türkçe dilinde okutulması gereken pek çok bilgi maalesef başka dillerde. Türkiye’nin kelebekleri kitabı Almanca, Türkiye’nin orkideleri Almanca. Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği ile ilgili pek çok bilgiyi yabancı kaynaklardan bulabiliyoruz. Muhakkak ki bunların yayınlanmasında yabancı araştırmacılar Türk bilim adamlarından destek almıştır.

Sayın Kılınçarslan, bilim bir süreçtir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda, Türk Biyolojisi de o dönem hemen her alanda olduğu gibi kısa zaman içerisinde büyük aşamalar kaydetmiş ve merhum hocalarımız bizlere gerek Botanik, gerekse Zooloji alanında çok önemli Türkçe eserler bırakmışlardır. Burada sadece bir kaç tanesinin ismini verebileceğim. Bakınız; Özel Zooloji Cilt 1 ve 2 (Mithat Ali Tolunay, 1939), Türkiye Kuşları (Saadet Ergene, 1945), Alıç Ağacı ile Sohbetler (Hikmet Birand, 1968). Zaman içerisinde ülkemizin yaşamış olduğu sosyolojik problemler Türk Biyolojisi’nin gelişimine de ket vurmuştur. Bununla beraber başlangıçta da ifade ettiğim gibi bilim bir süreçtir ve devinim halindedir. Şayet ilgili literatürü takip etseydiniz bilhassa son on yıldır Türkiyenin Biyoçeşitliliğine dair telif ya da tercüme bir çok Türkçe eserin yayınlandığını görebilirdiniz.

Örneğin kendi disiplinim olan Araknoloji alanında Türkiye son yıllarda büyük aşama kaydetmiştir. Türk araknologların yayınladıkları makale sayısında artış vardır. Buna sebep önderlik eden hocalar ve arkalarından yetişen öğrencilerdir. Durumumuz elbette Avrupa ile karşılaştırılamaz zira Araknoloji Avrupa’da 300 yıllık geçmişe sahipken, bizde sadece 40 yıllık mazisi vardır.

Türkiye’nin Biyoçeşitliliğine dair bir çok bilgiyi yabancı kaynaklardan bulmanız son derece doğal. Hüsniye hanım, siz hiç Avrupa’da müze çalışması yaptınız mı? Bir gün yolunuz düşerse şayet ben refere ederim sizi. Gidin ve lütfen Viyana Doğa Tarihi Müzesinin mahzenlerini bir görün ya da Paris Doğa Tarihi Müzesinin (Dikkat! Adı geçen müzelerin sergi salonlarından bahsetmiyorum). Yüzlerce yıldır Anadolu’dan toplanmış hayvan örneklerini görürsünüz. Bir çok kavanozun kapağı bile açılmamıştır.

Şimdi size hemen konu ile alakalı bir örnek vermek istiyorum. Aşağıdaki resme tıklarsanız, tarayıcınızın bir diğer sayfasında açılır. Resmi bilgisayarınıza indirin ve büyültün.

Bu bildiri geçtiğimiz yıl Ağustos ayında düzenlenen 25. Avrupa Araknoloji Kongresinde, Sofia Üniversitesi Biyoloji Bölümünden Dr. Plamen Mitov tarafından sunuldu. Başlıktan da anlaşılacağı üzere yazar ülkemizden bir omurgasız türü tanımlamış. Peki örnekler nereden toplanmış? Tip örneği 1905 yılında Kayseri’den; karşılaştırma örneği ise 1978′de Mersin’den. Örnekler nerede muhafaza ediliyormuş? Avrupadaki müzelerde. Hasılı yazar Türkiye’ye hiç gelmemiş bu türü tanımlayabilmek için. Size ve bakanlığınıza bu tip yüzlerce, binlerce örnek sunabilirim.

Acaba neden Türkiye’de bu kadar araştırma yapılırken Çevre ve Orman Bakanlığı hala korunması gereken alanlar ve türlerle ilgili bilgilere ve verilere erişemiyor ve sizin deyiminizle o önemli alanlar “sürülüyor”? Acaba vatan hainliği, bir yayın uğruna, bir türe adını vermek uğruna, bazen de sadece yabancı hayranlığından Türkiye’nin korumadan sorumlu kamu kurumları ile paylaşılmayan bilgileri, materyalleri ve verileri yabancılara vermek midir, yoksa Türkiye’nin kendi kaynaklarından kendi insanlarının öncelikle faydalanmasını sağlamayı istemek midir ???

Sayın Kılınçarslan, mensubu olduğum Araknoloji Derneği 2007 senesinde kuruldu. 2 yıldan bu yana, “Turkish Journal of Arachnology” adlı bilimsel bir dergi de çıkartıyoruz. Araknoloji kapsamındaki tüm hayvan gruplarında (Örümcek, Akrep, Böğü, Otbiçen vs.) çalışan sayın üyelerimiz mevcut. Ulusal basında araştırmalarımızdan dolayı sık sık yer alıyoruz. Dernek olarak bize bugüne kadar bakanlığınızdan bir tek bilgi isteği gelmedi. Ya da Allah aşkına söyleyin hangi meslektaşımdan, hocamdan bilgi istedinizde vermedi bakanlığınıza?

21. yüzyıldayız. Günümüzde bilgiye ulaşmak en kolay şeylerden bir tanesi. Şayet siz bunlara ulaşamıyorsanız bence hatayı personelinizde arayın. Biz araştırmacılar adeta yırtınırız; “makale yapalımda araştırma neticelerimiz yayınlansın, bulgularımız duyulsun” diye. Bununla beraber makalelerini bakanlığınızla paylaşmak hiç bir biyoloğun asli görevi değildir. Talep gelirse ancak seve seve paylaşılır.

Ayrıca korunması gereken alanlar hususunda bakanlığın samimiyeti bırakın biyologları tüm Türk milletinin malumudur. Buyrun size yerel basından küçük bir örnek. Lütfen aşağıdaki resmi tıklayınız.

Yine son yıllarda Biyoçeşitlilik Envater Çalışmalarının ihale edilmesi konu ile ilgili herkesin malumudur. Bu yönetmelik taslağı en çok bu tip ihaleler peşinde koşanlara yarayacaktır.

Biz birlikte çalışmayı ve üretmeyi öğrenmediğimiz sürece Hollanda Türkiye’nin soğanlı bitkilerini kendine simge yapıp zenginleşmeye devam edecek, Almanya bizim tıbbi bitkilerimizden geliştirdiği ilaçları bize satacak, Türkiye’nin kelebeklerini çalışmak isteyen bilim insanlarımız Almanca öğrenmek zorunda kalacak … örnekler çoğaltılabilir

Sayın Kılınçarslan, siz Hayri Duman adını hiç duydunuz mu? Bu toprakların soğanlı bitkilerini korumak adına yıllardır Antalya ve çevresinde yaptıklarını biliyor musunuz? GEF projesi süresince Longoz Bataklıklarında nasıl çalıştığını işittiniz mi? Ya da siz Kelebek Ahmet’i tanır mısınız? PKK’lı teröristlerin bile girmeye imtina ettiği Güneydoğunun derin vadilerinde kelle koltukta ailecek nasıl çalıştığını, bu ülkenin ve hatta mavi gezegenin biyoçeşitliliğine ne tip katkılarda bulunduğunu merak ettiniz mi? Peki ya siz Ersen Aydın Yağmur’u bilir misiniz? Hani şu Dünyanın en zehirli akrebi olan Leiurus abdullahbayrami yi tanımlayan Türk biyoloğu. Suriye zindanlarında yaklaşık bir ay boyunca işkence gördüğünü, üstelik buna Türk Biyolojisi adına katlandığını. Nuri Yiğit’i tanıyorsunuz ama. Onu biliyorum. Peki o Nuri Yiğit’in, Türkiye Kemirgenlerini tespit etmek için neler yaşadığına şahit oldunuz mu? Siz hiç sıçan idrarı kokan bir arabada, Ağustos sıcağında haftalar geçirdiniz mi? Sayın Kılınçarslan, siz benim meslektaşlarımı, hocalarımı tembellikle ve vatan hainliği ile suçladığınızın farkında mısınız?

Yönetmelik öncelikle yabancı araştırmacıların Türkiye’de yaptıkları/yapacakları çalışmaları Türk akademisyenlerle birlikte yapmalarını, sonuçlarını ve elde ettikleri faydaları Türkiye ile paylaşmalarını sağlamayı amaçlıyor. Bu uluslararası hukukta yeri olan bir konudur, Türkiye’nin hakkıdır. Maalesef, söz meclisten dışarı, bazı akademisyenlerimiz yabancıların uluslararası hukuka göre suç olan izinsiz araştırma yapma ve izinsiz biyolojik materyalleri toplama ve götürme fiillerine yardımcı ve aracı olmaktadır.

Sayın Kılınçarslan, mevcut yönetmelik taslağına göre bırakın bir akademisyenin sahadan kardelen toplamasını, dağ başındaki çoban köpeğinin kulağındaki keneyi kopartamaz. Yönetmelik taslağını kim hazırladı? Hangi üniversitelerden, hangi sivil toplum kuruluşlarından görüş alındı. Bilmiyorum! Lakin Dünya’nın her yerinde sistematikçiler arasında örnek değiş tokuşu, alış verişi olağandır. Bu bilimin evrensellik kaidesi gereğidir. Ayrıca hala Ulusal Doğa Tarihi Müzesi olmayan bir ülkede, araştırmacının karşılaştırma materyali sıkıntısından dolayı yurtdışına örnek göndermesi (teşhis için) olağandır. Uzmanı olduğum örümcek familyasına ait bana Dünya’nın dört bir yanından örümcek örnekleri geliyor. Teşhislerini yapıyorum ve geri yolluyorum araştırmacılara. Sizin mantığınıza göre bu durumda, bu insanlar hukuk nedir bilmiyorlar. Öyle mi?

Aşağıdaki izin belgesi DKMP Genel Müdürlüğü tarafından şahsımıza verilmiş bir izin belgesidir. Bir şekilde kullanılmasını engellemek için kasten tahrif ettim. Lütfen resmi tıklayıp sayfanın sonundaki şartları okuyunuz.

Deniyor ki “Fauna ve Flora” ya zarar vermeyeceksin. Böylesi aşağılayıcı bir ibare resmi yazıda nasıl bulunabiliyor? Veren mi var? Tespit et onu ve çalışmasına izin verme. Amenna!

Deniyor ki “mihmandar” alacaksın yanına. Allah aşkına hangi taşra personeli mesai bitiminden sonra size eşlik eder? Haydi bir gün etti diyelim. Sonra? Üstelik ben araknoloğum. Gece arazi yaparım. Nasıl olacak? Mağaraya gireceğim. Bu özel eğitim ister, deneyim gerektirir.

Yine yaşadığım bir olay. Kastamonu için çalışma iznimiz var. Çalıştık. Ankara’ya dönüyoruz. Yolda durduk. Çay içeceğiz. Baktım bir örümcek. İlginç bir şeye benziyor. Aldım. Bir Orman muhafaza memuru geldi yanıma sordu;

– Çalışma izniniz var mı?

– Buyrun.

İnceledi uzun uzun. Meğer farkında olmadan Çankırı il sınırını geçmişiz. Jandarmalık olduk.

Yabancı uyruklu araştırmacıların ülkede ellerini kollarını sallayarak gezmelerine elbette hepimiz karşıyız. Bu durum mutlaka denetim altına alınmalı. Biyoçeşitlilik konusunda sık sık çalıştaylar, sempozyumlar düzenlenmeli. Burada araştırmacılar, kurum sorumluları bir araya gelmeli. İstişarelerde bulunulmalı. İcabı durumunda etik dışı çalışan yerli ve yabancı araştırmacılar ihbar edilmeli. Hatta men edilmeli. Önlemler alınmalı. Bunlara aklı başında hiç bir biyoloğun karşı çıkacağını ben zannetmiyorum.

Etik dışı çalışan yabancı araştırmacılardan siz bizim kadar muzdarip olamazsınız. Adam geliyor Türkiye’ye. Turisttir diye kimse karışmıyor. Giriyor ormana. Gün boyu örnekleme yapıyor. O gün topladığı örnekleri, ertesi sabah posta ile memleketine yolluyor. İhbar ediyoruz. yakalanıyor. Üzerinde hiç bir şey çıkmıyor. Üstelik adam Alman vatandaşı ya da İngiliz, bilemedin Fransız. Öyle kafana göre sınır dışı da edemiyorsun. Amiyane tabiriyle; “yemiyor”. Biz bunları sık sık yaşıyoruz. Bu tip çalışan onlarca isim verebilirim size.

Diğer taraftan Türkiye’de işbirliği ve eşgüdüm eksikliği yüzünden pek çok araştırma birbirini tekrar eder nitelikte, bazı konularda ise hiç araştırma yok. Bazıları, yine söz meclisten dışarı, doğada üç beş bireyi kalmış türleri tohum bile vermesine fırsat vermeden söküp “özel” herbaryumlarına götürüyor. Yani bazen kaş yaparken göz çıkartanlar da var. Bilimsel araştırma bireysel merakları tatmin etmek veya bireysel çıkarlar elde etmek için yapılmamalı. Bilimsel araştırmalar toplumun faydasına kullanılabilecek sonuçlar elde etmeli, bu sonuçlar paylaşılmalı ki gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzu yerine getirebilelim. Önemli türler barındıran alanları tarım, turizm gibi amaçlarla kullanıma açmadan önce koruma altına alabilelim.

Sayın Kılınçarslan, mevcut yönetmelik taslağını hazırlayanlar henüz Eklembacaklılar şubesinin Omurgasızlara dahil olduğunu bilmeyecek kadar Biyoloji formasyonundan uzaklarken, siz kurum olarak bazı çalışmaların birbirinin tekrarı olduklarına nasıl hüküm verebiliyorsunuz? Bilhassa belirli Omurgasız Hayvan gruplarında hiç araştırma olmadığı doğrudur. Ülkemizde sistematik zooloji alanında ivedilikle doldurulması gereken büyük boşluklar vardır. Lakin yukarıda örneğini verdiğim “Araknoloji” alanında olduğu gibi bu da süreç meselesidir.

Omurgasızlar Sistematiği zordur. Bir uzmanın yetişmesi yıllar alır. Masraflıdır. Peki sizin kurum olarak her hangi bir girişiminiz oldu mu bu hususta? Örneğin Türkiye’de “Karasal Tespih Böceği” çalışan hiç kimse yok [son bir iki yılda genç bir meslektaşım başladıysa bilemem]. Biyoloji bölümleriyle temasa geçip; “Bu konuda açık var. Biz kurum olarak burs sağlayalım, siz öğrenci yetiştirin. İcabında TÜBİTAK ile de protokol yapalım.” gibi.

Eşgüdüm eksikliği diyorsunuz. Ardışık olarak her yıl Ekoloji ve Biyoloji kongreleri düzenleniyor bu ülkede. Kurum olarak katılıp bu eşgüdüm eksikliğini dile getirdiniz mi?

Sonuç olarak, tüm bu sorunlar çözüm bekliyor. Bu sorunların çözümünden en fazla fayda sağlayacak olanlar da Türk akademisyenlerdir. Sorunları reddetmektense çözüm için öneri getirmek gerek.

Bir husus daha var sayın Kılınçarslan! Ben ülkemi imkanlarım dahilinde uluslararası camiada layıkıyla temsil eden bir bilimadamı, Türk biyoloğuyum. Gelgelelim akademisyen değilim. Her hangi bir Biyoloji Bölümü ile doğrudan bağlantım yok. Bilenler bilirler, bu durum Dünya’da çok yaygındır. Adam Avusturya’da bir elektronik fabrikasında mühendis ama aynı zamanda denizel gastropodlar üzerine bir numaralı otorite. Yine bir başkası Almanya’da bir lisede İngilizce hocası fakat Kınkanatlıların bir familyasında Dünya’nın en iyisi. Bir diğeri hademe emeklisi, fosil araknidlerde üzerine yok.

Şimdi lütfen söyleyin sayın Kılınçarslan! Sizin yönetmelik taslağınıza göre benim ve benim durumumdaki meslektaşlarımın akibeti ne olacak? Üstelik T.C Anayasasının 27. maddesi; “Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir” derken.

2008 senesinde meslektaşım Ersen Aydın Yağmur’un Artvin’den bir akrep türüne ait örneklere ihtiyacı vardı. Kendisine çalışma izni verilmedi. Şayet çalışma izni verilseydi epeydir üzerinde çalıştığı bir makaleyi tamamlayabilecekti. Dolayısıyla Ersen’in çalışması aksadı ve makalesinin yayına gönderilmesi gecikti. Ne mi oldu? Üç yabancı meslektaşımız, Türkiye’ye hiç gelmeden, Türkiye’den iki yeni akrep türü tanımladılar. Şayet Ersen’e Artvin’de çalışma izni verilseydi revizyonunu zamanında tamamlayabilecekti. Dolayısıyla o türleri bir Türk tanımlayacak ve türlere ait tip örnekleri Türkiye’de kalacaktı.

Son söz; biz kendi ülkemizde ne kadar rahat çalışabilirsek yabancıların ülkemize gelmelerinin o denli önüne geçeriz.

Saygılarımla…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir