Bir Örümceğin Peşi Sıra 4000 Kilometre

2008’inci Aralık ayının sekizinci günü, Türkiye saati ile akşam saat 19:49’da düşmüştü o e-posta gelen kutuma. İngiliz Tarantula Derneğinden (British Tarantula Society) sevgili “Richard Gallon”, Suriye’nin Türkiye sınırına yakın Ra’s al Basit adlı küçük bir sahil kasabasından Chaetopelma cinsine ait dördüncü tür olma ihtimali çok yüksek bir tarantulanın varlığını paylaşıyordu benimle.

Chaetopelma olivaceum (sol), Ra’s al Basit örneği (sağ).

Richard’ın e-postasında ifade ettiği gibi bu örnek Chaetopelma cinsinin bilinen üç türünden kesinlikle farklıydı. Bunu anlamak için ilkel örümcekler üzerinde uzmanlaşmış olmaya gerek yoktu. O an karar verdim. Bu türün keşfedilme anını yaşayacak ve her ne olursa olsun mavi gezegenin en gizemli örümcek cinslerinden bir tanesi olan Chaetopelma nın dördüncü türünü insanlığa tanıtan ekibin içerisinde yer alacaktım.

Gelişmeleri hemen sevgili ortağım Ersen Aydın Yağmur’a anlattım. O da en az benim kadar heyecanlanmıştı. Ersen’le kafa kafaya verip acilen bir çalışma planı hazırladık.

Chaetopelma nın mevcut literatür bilgilerine göre dağılım gösterdiği iller belliydi. Gerçi uzun yıllar evvel ben Chaetopelma olivaceum olması kuvvetle muhtemel bir örümceği Alanya-Dim Vadisinde görmüştüm; ayrıca Niğde’de bulunduğum yıllarda bir öğrenci arkadaşımız Mersin’den yine C. olivaceum getirmişti. Gelgelelim bunlar yayınlanmamış veriler olduklarından dolayı önem ve ciddiyet arz etmiyorlardı. Bu sebeplerden ötürü Ersen’le birlikte Antalya ve Mersin illerini de çalışma planımıza dahil etmeyi uygun gördük. Neticede ihbarlar ve gözlem verileri vardı. Bunları bilimsel bir makalede kullanabilmek için somut örneklemelerle netleştirmemiz gerekiyordu.

Ersen’le yaptığımız ilk arazi planını Richard’a yolladıktan yaklaşık iki ay sonra, 21 Nisan 2009 tarihine uçak biletlerini aldıklarına dair bilgilendirme e-postası geldi İngiltere’den. Türkiye arazisinde Richard’a İngiliz Tarantula Derneği ve Oxford Üniversitesi Doğa Tarihi Müzesi Zooloji Seksiyonundan Guy Tansley ve Ray Gabriel de eşlik edeceklerdi. Ray eşi Leslie ile birlikte geçtiğimiz yıl Dalyan’a gelmiş; Ersen ve ben onlara orada iki gün eşlik etmiş, kısa bir gece arazisi yapmış ve çevreyi gezdirmiştik.

Leslie, Ray, ben ve Ersen
Fethiye, 2008

Kısa olan zamanımız hızla akıp gidiyor, İngiliz meslektaşlarımızın Türkiye’ye geliş tarihleri yaklaşıyordu. Bu arada izleyeceğimiz güzergah da kesinlik kazanmıştı. Biz sevgili arkadaşım, dostum, sağdıcım ve meslektaşım Altuğ Kızıltuğ ile birlikte Ankara’dan hareket edip, Alanya’da İngiliz ekiple buluşacaktık. Alanya, Gazipaşa, Anamur ve Silifke yolu takip edilecek, 27 Nisan günü Antakya’da Ersen ile buluşulacaktı. Kalınacak oteller, öğretmenevleri, uğranılacak jandarma karakolları ve hatta araştırma yapılacak çam ormanlarının koordinatları bile belirlenmişti.

Bu süreç devam ederken, Nisan ayının ilk haftasında uzun zamandan beri aklımda olan biyospeleolojik bilimsel bir projeyi (Yeniden Keşif Projesi) Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Mağara Araştırma Biriminden sevgili Dr. Selim Erdoğan’a açma kararı aldım. Şu an hangi gün olduğunu hatırlamıyorum ancak güzel bir bozkır öğleninde Selim ile buluşup, hayatımda yiyeceğim en lezzetli beyti kebap ile karşılaşacağım o salaş lokantaya gittik. Beytinin nefaseti ile hepten keyiflenen ben, aklımdan geçenleri birer birer Selim ile paylaştım. Hani derler ya; “her eve lazım” diye. İşte Selim de böylesi bir insan. Biz biyologlarda çoğunlukla bulunmayan mühendis öngörüsü ve pratikliği ile kafamdan geçenlerin çözümlemesini yapıp bana cesaret ve harekete geçme isteği aşıladı. Bir başka ifade ile Selim, aylardır anneciğinin rahmini terk etmek istemeyen “Yeniden Keşif” adlı bebeğin doğumuna vesile olmuştu.

Richard Gallon ve Guy Tansley meşhur birer Theraphosidae (Tarantulaların dahil oldukları örümcek familyası) uzmanı olmalarının yanında aynı zamanda çok iyi doğa fotoğrafcısıydılar (belgeleme). Ray Gabriel’in ise ne yaman bir saha biyoloğu olduğunu geçtiğimiz yıl Dalyan’da bizzat müşahade etmiştim (örnekleme). “Yeniden Keşif” projesinin araştırma kapsamına giren bazı mağaralar, İngiliz ekip ile çalışacağımız güzergahta yer alıyorlardı. Üstüne üstlük Chaetopelma türlerinin yaşam alanı olarak zaman zaman mağaraları tercih ettikleri bilinen bir gerçekti.
Taşlar yerli yerine oturmuştu. İngilizlerle yapacağımız arazi çalışmalarında sadece Chaetopelma aramayacak, aynı zamanda “Yeniden Keşif” projesinin başlangıç verilerini de toplayacaktık. Bir taşla iki kuş vurulacaktı.

Yola Çıkış

21 Nisan gece yarısı. Figen ve Dost’un hüzünlü bakışları yüreğimi kanatıyor. Yola koyuluyoruz. Uzun çok uzun yıllar evvel yaşadığım gizemli bir sonbahar gecesini anımsıyorum. Mersin, Bozyazı’da; Murat Bilecenoğlu ile yürüdüğümüz o karanlık patika yolda hissettiğim heyecan. Bilinmeyene duyulan aşk.

Sivrihisar, Kulu, Konya, Seydişehir. Anadolu bozkırı geride kalıyor. Uzaklarda Torosların heybetli bedeni görünüyor. Kekik kokusu, dost ardıçların mütevazi duruşu, uzak çan sesleri ve yamaçlarda karademlik çayı içen keçiciler. Ve nihayet Akdeniz’in müjdecisi Aksu ırmağı.

Gün henüz ağarmışken, Aksu ırmağı kenarında mola verip; Hamamönünden daha dün 35 TL’ye satın aldığımız semaverimiz ile çay demliyoruz. Figen hanımın kupaları öksüz doyuran cinsinden. Altuğ keyifle söyleniyor: “Tavşan mı kestin be mübarek?” diye. Kendimize geliyoruz.

Yolumuzun üzeri, Avsallar. Müşterek arkadaşımız, meslektaşımız Sırrı’ya uğruyoruz. Sırrı Kısaarslan, benim üniversite yıllarında sekiz yıl boyunca aynı ev ve odayı paylaştığım arkadaşım. Avsallar’da bir kuyumcu dükkanı işletiyor.

Ve Alanya

Çocukluğumda babamın arkadaşları hemen her sohbetlerinde, bir yere sıkıştırırlardı şu cümleyi; “Nazım’ın dediği gibi…” ve ardından şairin bir mısrası gelirdi. Bazı zamanlar hızlarını alamaz, tüm bir şiiri okuyuverirlerdi, bir solukta…

Cilvarda Burnu’nu gördüğüm an, dökülüverdi kelimeler ağzımdan… Nazım’ın dediği gibi… “Memleketim, memleketim, memleketim…”

Memleketim, memleketim, memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
Şile bezindendi.
Sen şimdi yalnız saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
alnımın çizgilerindesin memleketim,
memleketim,
memleketim…

Alanya, memleketim… Yasemin dekorlu gecelerin, en güzel kokulu nergislerin diyarı. Kara şalvarlı, ak yürekli insanların yaşadığı masal ülkesi.

Hiçbir yere uğramadan, Tosmur’a babamın evine yollanıyoruz. Börek yapmış. Onu yiyor, çay içiyoruz ve kırkına merdiven dayamış bedenlerin isyanı, bizi doğrudan yatağa sürüklüyor.

Saat 14:00. Uyanıp, şehre iniyoruz. UV lambasının aküsünü şarja verip, çalışma izinimizi ibraz etmek için jandarmaya uğruyoruz. Esasında bu görev İl Çevre ve Orman Müdürlüğünün. Lakin Türkiye’de resmi yazışmalar genellikle ihmale uğradıkları için ben tedbiri elden bırakmak istemiyorum. Nitekim haklı da çıkıyorum zira resmi yazı jandarmaya intikal etmemiş. Jandarmadaki görevli diretiyor; “bu yazının kaymakamlıktan bize sevk edilmesi lazım…” diye.

Kaymakamlığa gidiyoruz. Kaymakam Yazı İşleri müdürüne çıkıp derdimi anlatıyorum. Efendi bir insan. İşbitirici. Kalem kağıt uzatıyor bana, kısa bir dilekçe yazdırıyor. İmzalayıp, sevk ediyor. O dilekçeyi jandarmaya götürüyorum, sorun çözülüyor ve sıra İngilizler ile buluşmaya geliyor.

Ray’den kalede olduklarına dair mesaj geliyor. Kaleye gidiyoruz. Önce Ray’i görüyorum. Ardından da Leslei ve Guy’ı. Ray’le kucaklaşıyoruz. Gelgelelim Richard Gallon yok ortada. Guy’ın yanında çocuk suratlı birisi var ama o Richard Gallon olamaz. Zira benim, British Tarantula Society’nin ağ sayfasında resmini gördüğüm ve Chaetopelma cinsinin revizyonunu yapabilme ihtimali verdiğim Richard Gallon ak sakallı yaşlı bir adam. Ön yargı, kalıplarım ve British Tarantula Society’nin ağ sayfasına yanlış yerleştirilen resmin kurbanı olduğum az sonra anlaşılıyor. Richard Gallon henüz 35 yaşında ve araba ile şehre inerken yanımda oturan o şahsın bizzat kendisi.

Richard Gallon
(Sağda)

Ray ve Leslie Alanya’da Alaiye, Richard ve Guy ise Kahya otelde kalıyorlar. Hep birlikte Ray’in odasına çıkıp, ergin ve kısa bir süre önce çiftleşmiş iki adet dişi Poecilotheria regalis leri inceliyoruz. Ray benim hamamböceklerine olan ilgimi bildiği için hediye olarak çok nadir bir tür olan Hormetica subcincta da getirmiş. Eee çam sakızı, çoban armağanı.

Hormetica subcincta

Evinde pet hayvanı olarak hem kedi, hem köpek besleyen bir ebeveyn olarak, hamamböceği beslemeyi de tüm ebeveynlere tavsiye ediyorum. Çocuğunuzun odasının bir köşesinde, küçük bir teraryumda dursunlar. İnanın çocuklarınız bu mucizevi hayvanların yaşantısına şahitlik ederek varoluşa dair bir çok şey öğreneceklerdir.

Otelde verdiğimiz kısa bir çay, kahve molasınının ardından ilk arazi çalışmamızı yapmak üzere Dim Vadisine doğru yola çıkıyoruz.

Örümcek nerede?

Dim Çayı dönüşü saat 21:30’da buluşmak üzere ekipten ayrılıyor, bir zamanlar Alanya Lisesinin karşısında “Şık Düğme” namlı işletmenin bulunduğu mekanda açılmış olan lahmacuncuda bir şeyler yiyoruz. Gece Alanya Kalesi.

Gece arazisi hazırlıkları

Kalede hemen her taşın altında mukim
Iurus dufoureius asiaticus Birula, 1903

Segestria sp.

Kaleden Ersen için bir kaç Iurus sp. örneği alıyoruz ve gece yarısını az biraz geçerken onlar otellerine, biz evimize yollanıyoruz.

Ertesi sabah, Alanya’nın yaklaşık 15 km. kuzeydoğusunda, Çatak mevkinde bulunan Kadıini mağarasına doğru yola çıkıyoruz. Uzun yıllar önce, mağaranın bulunduğu yere yakın bir yerlerde ailecek piknik yapmıştık. O günden beri bilirim bu mağarayı, adını duyarım. Lakin giriş yapmak bir türlü kısmet olmamıştı. Olamayacaktı da. Zira mağaraya ulaştığımıza, girişin demir parmaklıklarla örtülü olduğunu gördük. Demir kapıya asılı kocaman asma kilit bize dikleniyordu adeta.

Hayal kırıklığı ile ne yapacağımı düşünürken, bulunduğum noktanın 100 metre aşağısında, çay kenarında balık avlamak amacıyla gezinen çocuklar dikkatimi çekti. Asma kilidin anahtarına giden yol onların iki dudağının arasındaydı, buna emindim. En hınzırını gözüme kestirip meramımı anlatmalıydım. Ve nitekim aynen öyle yaptım.

10 dakika sonra bir elimde asma kilidin anahtarı, diğerinde pasını bir ihtimal çözebilirsiniz diyen alabalık çiftliği sahibi beyin verdiği silah yağı beton merdivenleri tırmanıyordum. Acaba açılacak mıydı asma kilit? Pas pek mi çetin çıkacaktı? Bu lanet illeti, sigarayı bırakmalıydım.

Anahtar ilk denemenin ardından kırıldı asma kilidin içerisinde. Kıracaktık, başka yolu yoktu. Sırayla başladık çalışmaya. Devreye önce Richard’ın Victorinox’unun metal eğesi girdi.

Olmadı. Direndi asma kilidin çeliği. Ardından sıra Kurban Usta mamulü, çifte su verilmiş çeliği ve kızılcık sopası sapı ile Biyolog çapasına geldi. Önce Altuğ uğraştı, epey. Ben de vurdum bir kaç kez, nafile. Ray aldı eline çapayı.

Olmadı. Ne yaptıysak asma kilidi kıramadık. Belki bir levye görürdü işimizi ancak dağ başında levyeyi nereden bulacaktık ?

Mağaranın çevresinde örnekleme yapmak için dağılıp yaklaşık 1 saat süresince çalıştık. Kayaların arasına saklanan bir yaratığı Chaetopelma sandım. Heyecanlandım bir an.

Gerçek yüzünü sonradan gösterdi sevimli dostum bana. Hayvanlar aleminin en bıçkını, en külhanbeyi bir tatlı su yengeci.

Bu sevimli dostu Torosların anaç kayalıklarına emanet edip ekip arkadaşlarıma katıldım. Bize mağaranın anahtarını veren Alabalık çiftliğine gidip balık yedik ve Alanya’ya doğru yola çıktık.

Kadıini Mağarasının bulunduğu muhteşem vadi

İngilizlerle buluşmamızın ardından iki gün geçmişti. Ne bir mağaraya girebilmiş, ne de Chaetopelma görebilmiştik. Bu durum ekipte ister istemez bir huzursuzluğa neden olmuştu. Ancak bu fazla uzun sürmeyecekti…

devamı için…

“Bir Örümceğin Peşi Sıra 4000 Kilometre” üzerine 2 yorum

  1. Hocam;
    Gerçekten çok güzel ve içten yazmışsınız. Geziniz de bir o kadar müthiş ve heyecanlı geçmiş belli ki..
    Umarım kısa zamanda o ufaklıkla karşılaşırsınız.
    Yazıyı okurken o kadar heycanlandım ki yaşarmışcasına okudum. Bir daha kendi kendime ben biyolog olmalıyım dedim.
    Ellerinize sağlık..

    Umarım başarı ve yeni türlerle biter araştırmalarınız..

  2. dostum bakıyorum da yola devam diyorsun.
    ama mutlu görünüyorsun.
    bu arada telefonunu kaybettim. bir ara beni ararsan sevinirim.
    bir gezine beni de davet edersen ayak bağı olmayacağıma söz veririm.
    saygılar hocam…….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir