Bir Alanya Şiiri

Savaş Kunt’un “Geçmişe Özlem-1” Şiiri…

Bir Pars derisi asılıydı Yaylalının dükkânında.
Av malzemesi satılırdı orada
olta iğnesi satın alırdı küçük çocuklar…
Yıllar sonrası ilk avukatlık bürosu olmuştu o dükkân,
Ispaaların Hasanın.

Oturuyordu Melek Hoca şalvarını yayarak Kuyular Önünde…
Sakızlı dondurma dövülüyordu Mavi Köşede…
Arap kadayıfı yapıyordu Kuş kardeşler Karantina sokakta…
Tekaüdün Mahmut boru büküyordu…
Deri sırım kesiyordu Bozkırlı köşede…
Gizli gizli cıgara içiyordu Musta Efendinin Yusuf,
babasına saygısından…

Yeni bırakmıştı dükkâncılığı Hacı Avsallı.
Vermişti kiraya,
toprak damlı, ahşap kepenkli dükkanını bir delikanlıya…
İşte ben o Alanya’yı düşlüyordum.
Tellal Niyazi’nin Ali’nin gaz yağı da satılan
bakkal dükkânından beyaz peynir,
çifte tava ekmeği alıp balıkçılar kahvesinde
bir demli çay ile yemeyi özlüyorum…

Terzi Memedali yeni başlamıştı boyalı kabak satmaya.
Ramilerin Çavuş Ağa kürtün basıyordu sağa sola sataşarak…
Ak Sakallı Mevlüt Emmi,
onarıyordu eski kundurasını bir garibin.
Fotoğraf çeken turistlere öfke dolu bakışlarını fırlatarak…

İşte ben,
o eski Alanya’ya aşığım.
Kahveci Memed Ağanın,
Kuyular Önünden su taşıyarak kömür ateşinde yaptığı çayı.
Ben, Yemenici Müslinin eşeğini bağladığı dut ağacını,
Musta Efendinin dükkânının köşesindeki çardakta oturmayı,
Madımak pastanesindeki kuru pastaları,
Bamyacı Kemalin Limonatasıyla yemeyi özledim…

Rakılar İçiliyordu Mahperide, Yönette,
İzmirli Babanın Akdeniz Restoranında, Sadullah oğlunda.
Antikacı Morris Hüseyin, pazarlık ediyordu Aksekili bir hurdacıyla.
Antika, kalaylı bir bakır tabak için…

Nameler geliyordu Kukumavk Diskodan…
Marçılın Ahmet Ağanın “Renk Kulübü” nde,
poker oynuyordu Antikacı Nermin hanım.
Emanet etmişti Kaniş Köpeğini, Ufak Mustafa’ya…

İşte ben, bu insanları sevdim.
Tüm güzellikleriyle, yanlışlıklarıyla o insanları özlüyorum…
Güzelbağlı Murat Hocayı düşünüyorum…
Yürürdü sallanarak, hayale dalarak, cebinde Cumhuriyet Gazetesi,
Antikacı Savaşın, Deli Savaşın,
üstü toprak damlı dükkânına doğru…

Narınçlar büyümüştü ağaçlarda…
Eski hastanede,
sövüyordu Deli Doktor Operatör Mehmet Süyek,
motordan düşmüş berduşa… Yarasını dikiyordu.
Köfte yoğuruyordu Arap Kemal Mini Piknikte…
Bamyacı Kemal salep satın alıyordu Ak Mehmet’ten…
Kızdırmışlardı Deli Duranı. Serdengeçtinin camlarını kırıyordu…

İşte ben bu Alanya’yı sevdim.
Selahattin Ustanın böreğini,
Mahperinin taratorlu Sargoz balığını,
böcü bokuyla iskelede minanır avlamayı,
karlama yemeyi,
Memiş Ağanın paça çorbasını,
Nalbant Mevlüdün at tezeği kokan dükkânını,
Demirciler çarşısını.

Ah be, Öksüz Alilerin Memet Ağa!
Ben senin kömür ateşli çayını sevdim.
Ben; Alanya’yı, burada yaşayanları,
herkesi sevdim.
Ama
Çok Sevdim
Ve Seviyorum.

“Bir Alanya Şiiri” üzerine 2 yorum

  1. Savaş Kunt arkadaşımız; Alanya’nın turizm ile yeni tanışmakta olduğu dönemi anlatıyor. Ben Alanya’yada 1979 yılında maliyede memuriyete başlamışdım. Gerçekden Alanyalı olmak, Alanya’da yaşamak bam başka güzellikdir. İnsanların birbirine samimiyeti, dostluğu, bambaşka idi doğası ve denizin kucaklaştığı bölge İnsanları da öyle idi ama şimdi geçmişden kalan deniz başkada bir şey kalmadı, sevgili arkadaşımız Savaş KUNT’U ŞİİRİNDEN DOLAYI KUTLUYORUM…

  2. çocukluğumu buldum bu şiirde,mahperi lokantasının karşısında iki tane çam ağacı vardı.önündeki minicik terzi dükkanını babam çalıştırdı tam 30 yıl.80 lerin ortalarında bıraktı.dükkan sahibi av.eşref açıkalın idi.allah rahmet eylesin babama da dükkan sahibine de.herşey masal oldu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir