Sayın Şenpolat; duygularıma tercüman oldunuz…

Ahmet Kemal Şenpolat yazılarını ve eylemlerini uzun zamandır internet üzerinden takip ettiğim önemli bir hayvan hakları savunucusu, avukat, ideolog. Onun tarafından, bugün yollanan bir e-postayı paylaşmak istiyorum.

2008 yılında Utah’da Hayvan Hakları Konferansında konuşma yapacak, tebliğ sunacak, bilgilerini paylaşacak katılımcılar ve özgeçmişlerini dikkatlerinize sunuyorum.
Hepsi konusunda uzmanlaşmış, bilgi ve tecrübe sahibi, kamuoyunu ve aktivistleri yönlendiren önemli kişiler. Yani bilgi sahibi olduktan sonra fikir üretebilen, üçüncü şahıslara önyargıdan arınmış önemli insanlar.
Türkiye’de sanırım en büyük eksikliklerimizden birisi konu hakkında uzmanlaşmış kişilere biz maalesef aktivist olduğunu iddia eden kişiler kadar değer vermediğimiz için kamuoyunda yeterli desteği ve ciddiyeti sağlayamıyoruz.
Örneğin, Deney konusunda uzmanlaşmış bir ekibimiz, hayvanat bahçeleri, çiftlik hayvanlarına yapılan eziyet, ülkedeki yasal düzenlemeler, ülkeye kaçak giren hayvanlar, kürk kullanımının ahlaki boyutunun irdelenmesi konusunda ciddiye alınacak lider uzman bir takımımız, endüstriyel sanayi tipi hayvan üretimi hakkında bilgisini paylaşacak ciddi bir birikim geçmişimiz, ekosistemde sadece kedi köpeklerin değil tüm hayvanların durumunu irdeleyebilecek birikimli lider bir takım ya da sivil toplum örgütlenmesi gibi bir çok konuda uzman kadrolarımız , sözüne itibar edeceğimiz insanlar yok ya da çok az.
Olmak isteyenleri, bir şeyler yapmak isteyenleri de harcamak da üstümüze yok zaten.
Ne kadar kızarsak kızalım, kısa zamanda yol almak istiyorsak gelişmiş ülkelerdeki bir çok bilimsel tecrübeden, onların katettikleri yoldan bir şeyler öğrenmemiz gerekiyor.
Lütfen inceleyin.
http://www.confrontingcruelty.com/speakers.php
Av. Ahmet Kemal Şenpolat

~~~~~~~~~~~~

Sayın Şenpolat, yazının başlığında da ifade ettiğim gibi adeta duygularıma tercüman oldu. Yaklaşık bir yıl evvel, hayvan haklarıyla alakalı e-posta gruplarından bir tanesine deney hayvanlarına yapılan kötü muamelelerle ilgili bir mesaj geldi. Mesajda İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nde cereyan eden menfi olaylardan dem vuruluyordu. Bunun üzerine gruba ben de bir mesaj gönderme ihtiyacı hissettim. Buyrun okuyun;

~~~~~~

Dogadaki sessiz dostlarin iyiligi icin karsiliksizca mucadele eden herkese selam….
Gruba gonderilen e-postaya bir hayvanseverden ziyade; Omurgasiz Hayvan Sistematikcisi-Biyolog kimligimle bir kac sey yazmak isterim, izninizle…
Oncelikle I.U. Orman Fakultesi Av ve Yaban Hayati bolumunde okuyan ogrenci arkadasim! Siz adi gecen bolume kaydinizi yaptirmadan evvel hic mi sorup sorusturmadiniz
”Bu bolumun mufredati nedir? Ne yapilir, ne ogretilir?” v.s. diye… Kusura bakmayin ancak asagidaki feryat dolu e-postaniz bana samimi ve ciddi gelmiyor….
Veterinerlik, Tip, Dis Hekimligi v.d. bolumler icin bir sey soyleyemeyecegim ancak ne yazik ki Biyoloji bolumlerimizde de, gerek lisans egitimi gerekse bilhassa zooloji bilim dallarindaki yuksek lisans ve doktora egitimi esnasinda canli hayvan oldurulmesi soz konusudur. Benim 17 yillik kisisel gozlemim lisans egitiminden ziyade yuksek lisans ve doktora calismalari esnasinda daha fazla hayvanin telef oldugudur. Ornegin, I.U. Orman Fakultesi Av ve Yaban Hayati bolumunde okutulan Taksidermi (Tahnit) dersi bir çok Biyoloji bolumunde yuksek lisans dersi olarak verilmektedir. Bu surecte ogrenciler canlı olarak genellikle ‘kucuk memeliler’ olarak isimlendirdigimiz kemirgenleri yakalamakta ve onlari eterle uyutarak tahnit etmektedirler.
Bu hususta yazilacak cok sey, soylenecek cok soz var… Ancak nokta atisi yapmak istiyorsak iki hedefimiz olmali; 1. si YOK, 2. si TUBITAK.
YOK zira bolum mufredatlarini bolum kurullari ve universite senatolari belirler ancak YOK onayi gerekir. Ayrica tez yazim kurallari yine YOK denetimindedir.
TUBITAK zira ben ucyuz hayvani telef ederek bilimsel bir makale yapiyor ve bu makale TUBITAK in bilimsel dergilerinde yayinlaniyorsa bir sonraki makalemde de ucyuz hayvani telef etmekte bir sakinca gormem. Ancak bir etik kurul olurda bana ”sen ne yaptin kardesim?” derse ayagimi denk alirim… Boylelikle itlafin onune gecilmis olur…
(Yillar evvel Karadenizde yasayan Yunuslarin biyolojisiyle alakali bir makale soyle basliyordu; Mutad miktarda Yunus mavzerle vurulmak suretiyle olduruldu….. )
Ayrica Turkiye Biyologlar Dernegiyle temasa gecip, istisare icerisinde olmak bence cok faydali olur….
Sevgili Sinan bey, Biyoloji bolumlerine yonelik calismalariniz esnasinda her an fikir beyan etmeye, elimden geldigince yol gostermeye, sizinle birlikte mesai harcamaya hazirim…
Sevgi ve saygilarimla….
Kadir Bogac KUNT

~~~~~~

Bu mesajın hemen ardından tamamını bayanların oluşturduğu bir grup tarafından e-posta bombardımanına tutuldum. Sanki ben gözü dönmüş bir caniymişim, 17 yıl boyunca hayvan telef etmişim, vicdansızmışım gibi ağır ithamlar, hatta hakaretler. Neye uğradığımı şaşırdım… Ben sadece var olan gerçeklerden bahsetmiştim.

Bu doğrultuda Sayın Şenpolat’ın mesajına yürekten katılıyorum. Doğa Koruma entellektüel bir kavramdır. Toplumsal gerçekleri bilmeden, sorunların sosyolojik ve ekolojik boyutunu irdelemeden, sadece obsesif yaklaşımlarla ne hayvan haklarını savunabilirsiniz, ne de doğayı koruyabilirsiniz.

“Sayın Şenpolat; duygularıma tercüman oldunuz…” üzerine bir yorum

  1. Merhabalar,

    Yazıda bahsi geçen durumla ben de sık sık karşılaştığımdan acizane birkaç kelime yazmak isterim.

    Hayvan hakları, çevre sorunları gibi konularda duyarı insanlarla ilk tanıştığımda, çalıştığım alan (herpetoloji, sürüngen bilimi) ilgi çekici olduğundan birçok soruyla karşılaşırım ve hepsine de zevkle uzun uzun cevap veririm. Ancak konu çalışma yöntemimize geldiğinde ortam biraz gerilir. Eh, hayvanları öldürdüğümüzü söyleyince malum tartışmalar olur ve hep birden üstüme yürürler 🙂

    Her ne kadar Kadir Bey söyleyeceklerimi çok iyi biliyor olsa da, bilmeyenler için taksonomik zoolojinin yöntemleri ile ilgili birkaç bilgi vermek iyi olacak: Diyelim ki yapılan arazilerde topladığınız hayvanları laboratuvara getirdiniz ve yaptığınız incelemeler sonucunda yeni bir tür olduğuna karar verdiniz, yani bilim dünyasına yeni bir tür kazandıracaksınız. Doğal olarak bir makale yazmanız gerekecektir. Yazdığınız makalede elinizdeki örnekle ilgili bilgiler verirsiniz ve bu tanımlanan ilk örnek sizin “holotip”iniz olur. Burada önemli nokta şudur: “HOLOTİP OLARAK TANIMLADIĞINIZ ÖRNEK BELİRLİ BİR YERDE (ör: zooloji müzeleri veya kişisel koleksiyon) ULAŞILABİLİR OLMALIDIR”. İşin can alıcı noktası budur. Yani diyelim ki 10 sene sonra bir araştırmacı bu makaleye baktığında bu örneğe ulaşabilmelidir. Bu yüzden sistematik çalışılan yerlerde zooloji müzeleri vardır ve her bir örnek ayrı bir demirbaş numarasıyla kayıt altına alınarak buralarda alkolde muhafaza edilir. Dediğim gibi, bu sistematiğin temel işleyişidir, bu şeklide olmazsa sistematik bilimi işlemez hale gelir. Bu, bitki sistemetiğinde de aynı şekildedir. Botanik alanında da herbaryumlar vardır, bitkiler kurutularak saklanır. Yani bitkiler de öldürülür.

    Eğer amaç belirli bir yerde ulaşılır olmasıysa öldürmeye ne gerek var, canlı olararak saklayalım diyebiliriz. Evet, keşke bir bina sadece hayvan beslemeye ayrılsa, içinde yüzlerce terraryum olsa da biz de hayvanları öldürmesek 🙂 Şimdiye kadar öldürdüğüm bütün hayvanlarda üzülmüşümdür. Bütün hayvanları beslemeye imkan olmadığından biz de elimizdeki imkan kadarıyla önemli olan bazı hayvanları bilimsel amaçlı olarak besliyoruz.

    Bunun ötesinde, gereksiz yere hayvan telef edilmesi çok çok ayrı bir olaydır, sistematiğin gereği olan öldürmeyle hiçbir ilgisi yoktur ve tabi ki de kesinlikle karşı olduğum bir şeydir. Ancak son yıllarda etik kurul onayına Türkiye’de gereken özen gösterilmeye başlanmıştır. Örneğin eğer çalışmanızda omurgalı bir hayvan öldürecekseniz ve bunu TÜBİTAK’a proje başvurusu olarak gönderiyorsanız mutlaka etik kurul onayı istenmektedir. Tabi ki araştırmacıların başına bir nöbetçi dikip yaptıklarını kontrol etmenin bir anlamı yoktur. Bu iş bir noktadan sonra o kişinin kendi vicdanına ve etik anlayışına kalmış bir şeydir.

    Zaten artık dünyada tüm alanlarda hayvan öldürülmesini azaltma yoluna gidilmektedir. Örneğin hücre ve doku kültürleriyle belli bir aşamaya kadar gelinip daha sonra fare deneylerine geçilmektedir. Bundan başka, günümüzde sistematiğe paralel olarak popülasyon izleme temelli ekolojik çalışmalar da çok önem kazanmıştır. Bu çalışmalarda hayvan çeşitli yöntemlerle markalanarak doğada izlenmektedir.

    İşin özeti şu ki; bilimsel çalışmalar için ETİK ÇERÇEVESİNDE, elimizdekinin bir canlı olduğunu unutmadan ve acı çektirmeden hayvan öldürmesinde bir sakınca görülmemelidir. Bu konuda aşırı duyarlılık gösterenlerin bu tepkilerinin yersiz olduğunu düşünüyorum ve sistematiğin/bilimin işleyişini tam olarak bilmemelerine yoruyorum.

    Saygı ve sevgilerimle

    Naşit İĞCİ
    Ege Üniversitesi, Fen Fakültesi
    Biyoloji Bölümü, 4. sınıf (Zooloji ops.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir